haratarim.sitemynet.com
sunp0001.jpg

KUŞBURNU
ELMA
FINDIK
CEVİZ
ÇAY
KİVİ
PEPİNO
ISIRGAN
SÜT
SAĞLIK
PESTİL-KÖME
YUMURTA
AÇLIK
GIDA DENETİM
AFLATOKSİN
DİŞ MACUNU
AL-KAPLAR
ŞİİRLER
KİTAPLAR
İletişim

AÇLIK


AÇLIK ve GIDA GÜNLERİ

Dünyanın en zengin 200 kişisinin geliri, en fakir 2 milyar 300 milyon insanın gelirine eş değer serveti bulunuyor.

16 EKİM DÜNYA GIDA GÜNÜ VE AÇLIK

Yıllardan beri bir takım uluslararası kuruluşlar Açlıkla mücadele kampanyaları düzenliyorlar. Her, Dünya Gıda Gününde çeşitli toplantılar yapılıyor; Bu toplantılarda çoğu zaman gerçeklerde dile getiriliyor. Yer yüzünde hala 1 milyardan fazla insanın beslenme düzeyinin açlığa yaklaştığı, 800 bin insanın beslenme sınırının altında olduğuda vurgulanıyor. Açlıkla mücadele kampanyaları zaman zaman somut projelere dönüşmüyor değil. Herkese gıda kampanyaları, ekmek kampanyaları, açlık tehlikesinin yoğun olduğu ülkelere yapılan gıda ve diğer yardımlar önemsenecek derecede devam etmektedir.
Ne yazık ki açlığı ortaya çıkartan sebepleri yok edici tedbirleri almada insanlık yine alışkanlıklarının, yerel çıkarlarının, eski sistem tutkularının esiri olmuştur. Dünya Bankası tahminlerine göre yaklaşık 1,5 milyar insan günde 1 ABD Dolarından daha az bir meblağ ile yaşamaya çalışmaktadır. Bugün insanlığın beşte birini oluşturan en zenginler bütün et ve balık ürünlerinin %45'ini tüketmektedir. En yoksul beşte biri ise yalnızca %5'ini tüketebilmektedir.
Dünyadaki gıdaların çoğunluğunun kadınlar tarafından üretilmesine rağmen aç insanların önemli bir çoğunluğu da kadınlardır. Açlık ve yoksulluk kırılgan çevre üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Yoksullaşmış milyonlarca kişi ve tarımsal sistemlerin verimliliği çölleşme, erozyon, tuzlanma ve biyolojik çeşitliliğin kaybı tehdidi altındadır. Açlığın sona ermesi mutlaka herkese yetecek kadar gıdanın sağlanması ile mümkündür.
Aç insanların büyük çoğunluğu istihdam ve gelirde tarımın ana kaynak olduğu ülkelerde yaşanmaktadır. Açlığa karşı stratejide ana unsur tarımın ve kırsal kesim gelirlerinin artırılması ve yeterli gıdaya ulaşılmasıdır. Açlıktan etkilenenlerin sayısı Kuzey Amerika ve Batı Avrupa nüfusunun toplamından daha fazladır. Açlık, çocuklarda dahil olmak üzere milyonlarca insanın ölümüne neden olmaktadır. Yalnızca açlık kalkınmakta olan ülkelerde yılda 128 milyar dolar üretim kaybına neden olmaktadır. Fakat daha da önemlisi barışı ve refahı tehdit etmektedir. Çünkü aç insan kızgın insandır.
Nerede yaşıyor olurlarsa olsunlar genç insanların hayal gücü, idealleri ve enerjileri toplumların gelişmesinin sürekliliği için önemli bir kaynak oluşturmaktadır. Kırsal alandaki fırsat ve hizmetlerin yetersizliği, genç insanların kitlesel olarak kentlere göç etmesine neden olmaktadır. Çoğunlukla eğitimsiz ve her hangi bir becerisi olmayan bu gençlerin sayıca çok olması önemli çevresel, sosyal ve siyasi sorunlara neden olmaktadır. Geride bıraktıkları kırsal toplumlar ve tarlalar ise onların yaratıcı iş gücünden mahrum kalmaktadır.
İnsanların sağlıklı bir şekilde yaşamlarını sürdürebilmeleri çeşitli gıdaları zamanında, yeterli ve dengeli bir şekilde almalarına bağlıdır. Oysa ülkemizde beslenme yeme, içme, karın doyurma gibi dar anlamda ele alınmakta, beslenme bilim dalının ortaya koyduğu Yeterli ve Dengeli Beslenme esaslarına uyulmamaktadır. Ülkemizde en fazla tüketilen besin buğday ürünleridir.Buğday ürünleri ve ekmek tüketimi batıdan doğuya gidildikce ve kırsal bölgelerde artmaktadır.Et ve ürünlerinin tüketiminde yıllara göre azalma olmuştur. Süt tüketimi çok yetersiz, şeker ve tatlıların tüketiminde ise artış olmuştur.
Ülkemizde yapılan ulusal beslenme araştırmaları hayati önem taşıyan pekçok besin öğesinin yetersiz tüketildiğini göstermiştir. Enerji alanındaki yetersizliğin yanısıra A, C, B2 vitaminleri, demir, kalsiyum ve hayvansal protein tüketimindeki yetersizlikler ve bunlara bağlı sağlık sorunları halen devam etmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde enerjinin büyük çoğunluğu düşük kaliteli protein içeren tahıllar ve benzeri besinlerden sağlanmaktadır. Bu durumda, özellikle çocukların enerji ve protein gereksinimleri karşılanmamaktadır. İnsan vücudu enerji tüketimine karşılık enerji üretmektedir. Tüm yaşam olayları, büyüme ve ölen hücrelerin yenilenmesi enerjiyi gerektirir.
Okullarda uygulanan beslenme proglamlarında mutlaka çocukların gereksinim duydukları enerji, protein ve diğer besin öğelerini içeren gıda maddeleri seçilmelidir. Öğrenciler, özellikle süt içmeye alıştırılmalı, sütün önemini içeren eğitim çalışmaları yapılmalı, çünkü süt besleyici değer bakımından en değerli gıda maddelerinden birisidir. Süt yerine kola, ayran yerine çay içen bir toplum haline geldik. Bilinçsiz gıda tüketimi yeterli ve dengeli beslenmemizde önemli bir problem halindedir. Geçim standardının her geçen gün yükseldiği ülkemizde, 2000 yılındaki araştırmalara göre halkın %22 si açlık sınırı civarında yaşamaktadır. Her yıl dünyamızda sadece açlık yüzünden 200 milyon insan ölmektedir. Bu nedenle açlıkla mücadele ederken üretimdeki verim düşüklüğünden kaynaklanan sorunları çözerek, ülkemizdeki insanları beslemekle birlikte, dünyadaki fakir ülkelere yardım eden ülke haline gelmeliyiz.

Açlık yalnızca bireylerin hayatını ve ümitlerini karartmakla kalmaz, ayni zamanda ulusların barışını ve refah düzeylerini de bozar. Malesefki bu aç insanların büyük çoğunluğu istihdam ve gelirde tarımın ana kaynak olduğu ülkelerde yaşamaktadır.

lokman_res.jpg

Günde 30 bin kişi pis su içtiği için ölüyor.

Ekmeğin beslenme değerini artırmak ve ekmek kalitesini az da olsa düzeltmek amacıyla süttozu, peyniraltı suyu, tozu, maltunu, patates unu, şeker, kuru gluten, bitkisel ve hayvansal yağlar kullanılmaktadır.
Ekmeğin kalitesini düzeltmek amacıyla asit düzenleyiciler, antioksidanlar, emülgatörler, antimikrobiyal maddeler, stabilizatörler gibi değişik fonksiyonları olan katkı maddeleri kullanılmaktadır. Katkı maddelerinin hangilerinin hangi miktarda kullanılacağı Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliğinde yer almaktadır.

ARSİNDE EKOLOJİK YUMURTA ÜRETİLMEYE BAŞLANDI


Üreticilerin, insanlara olumsuz yan etkileri olmayan bitkisel ve hayvansal üretimde bulunmalarına ekolojik diğer adıyla organik veya biyolojik tarım denir. Arsin İlçesinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı aracılığıyla kurulan 10 adet tavuk kümeslerinde ekolojik yumurta üretimi yapılmaktadır.
Tarım İlçe müdürü Mehmet ÖZDEMİR Ekolojik yumurta üretim projesi konusunda şunları söyledi; Bu proje Kaymakamımız Hulusi ŞAHİN'in emirleri doğrultusunda 10 aileyi kapsayacak şekilde ve her aileye 250'şer adet olmak üzere yumurta tavuğu dağıtımını öngörmektedir. Projeyi 20 Temmuz 2003 tarihinde gerçekleştirdik. Şu anda, ilçemizdeki kümeslerde ekolojik yumurta üretimi yapılmaktadır. Kümeslerin kurulduğu alanda bulunan fındık bahçelerinde tavuklar otlatılmakta ve ayni zamanda yeşil yemle birlikte temiz hava ve güneş ışığından yararlanma imkanı da sağlanmış olmaktadır. Devamlı kümeste kalan tavuklar içerideki pis kokudan dolayı strese girerler ve verimlilikleri azalır. Bu itibarla günde en az 2 saat dışarıya çıkartılan tavuklar daha sağlıklı olurlar. Böylelikle yumurta sarısı daha büyük ve koyu sarı olmakta ve organoloptik kalitede artmaktadır. Ekolojik yumurta, Çorum ve diğer illerden gelen yumurtalardan biraz daha pahalıya mal olmaktadır. Yumurtalar ekolojik olmakla birlikte tazedir. İsteyen herkes sipariş yoluyla yumurta temin edebilir. İstekliler daha geniş bilgi için Mehmet ÖZDEMİR Tel: 05377602764 nolu telefonunu arayabilirler. Unutmayalım ki dünya artık ekolojik tarıma doğru yöneldiği bir çağda yaşıyoruz. Bizim bu gelişmelerden ayrı yaşamamız mümkün değildir.
Gelişmiş ülkelerde insanların genetik yapılarına uygun beslenme modeli uygulanmaya başlamaktadır. Bizde en azından diyetlerimizde ekolojik ürünlere de yer vermeliyiz. Yumurta çocukların, gençlerin ve yaşlıların tüketmesi gereken en önemli besin maddelerinden biridir. Besin maddelerinde besleyici değerin yüksekliği o besinin tazeliğiyle de yakından ilgilidir. O nedenle herkesi taze besinleri tüketmeye davet ediyorum. İçerisinde hormon gibi kimyasal maddelerin etkisinde kalmayan besinlerin tüketimi sağlık açısından çok önemlidir. Güzel Trabzon;umuzun şirin ilçelerinden Arsin'de üretilen ekolojik yumurtaya sahip çıkalım ki bu iş burada bir sektör haline gelsin. Aynı zamanda ilçenin gelişmesine de katkıda bulunsun.


Fındık Yetiştiriciliği, Kivi Yetiştiriciliği, Pepino Yetiştiriciliği, Isırgan, Aflatoksinler, Mehmet Özdemir, Trabzon, Asrin, Sağlık, Tarım, Ahır Gübresinin Kullanımı, Fındığın Besin Değeri, Kivinin Besin Değeri, Fındıkla İlgili Maniler, Fındık Yetiştiriciliği Kitabı,Kivi Yetiştiriciliği Kitabı, Siparişler, Resimler

Tüketim çılgınlığının sağlık bedelleri de var. Sigara her yıl 5 milyon kişinin ölümüne, obopzite her yıl yaklaşık 300 bin kişinin hayatını kaybetmesine ve 117 milyar dolarlık sağlık giderine mal oluyor.

KİVİ FINDIĞA RAKİP Mİ?

Birçok kaynakta sağlık meyvesi olarak anılan kiwi; son zamanlarda Arsin ilçesinde dikimi hızla artmaktadır. Özellikle Tarım İlçe Müdürlüğünün ilgi ve gayretleri sonucu ilçede 1998 yılından beri toplam 50 bahçe kuruldu ve bu bahçelere 2640 adet fidan dikimi yapıldı.

İlçe Tarım Müdürü Mehmet ÖZDEMİR yaptığı açıklamada;İlçemizde 2001 yılında 3,5-4 ton, 2002 yılında 10-15 ton, 2003 yılında 25-30 ton ve 2004 yılında 80-100 ton civarında kiwi üretimi yapılacağını söyledi. İlçe çiftçisi satımında güçlük çektiği ve aynı zamanda getirisi düşük olan çay bahçelerini söküp yerine kiwi dikmeye başlayanlar olduğu gibi fındığı söküp yerine kiwi bahçesi kuranların sayısıda İlçede hızla artmaktadır. Çünkü İlçe Müdürlüğünün araştırmalarında 1 dekarda maksimum 150 kg. fındık alınırken yıllık getirisi 200 milyon TL. oysa ki aynı dekarlık bir alandan 2 ton kiwi alınmakta yıllık getirisi 2 milyar civarında olmaktadır. Kiwi fındığın tam 10 katı daha karlı.

Toplum Kiwiyi Yeterince Tanıyor mu?

Hayır, çünkü kiwi yeterince tüketilmiyor. Oysa ki kiwi; portakalın 3, elmanın 40 katı daha fazla C vitamini içerir. Sodyum, potasyum, fosfor, magnezyum, kükürt, klor, çinko, bakır ve demir içeriği yönünden de bu meyveler daha zengindir.

100 gr Kwinin Besin Değeri;

Toplam Kuru Madde : 15-22 gr
Toplam Şekerler : 7,5-13 gr
Proteinler : 0,5-1,5 gr
Yağlar : 0,3-0,9 gr
C vitamini : 80-300 mgr
Potasyum : 230-380 mgr.

Kiwi tad ve lezzet yönünden meyve suyu fabrikaları açısından aranan bir meyve haline gelmiştir. Bölgemizde 10 yıl önce hiç tanınmayan kiwi son zamanlarda dışarıdan ithal edilip tüketilen bir meyve haline gelmiştir. Doğu Karadeniz iklimini çok seven ve diğer bölgelerde yetiştirilen kiwilerden tat ve lezzet bakımından daha iyi olan kiwi için Müdürü Mehmet ÖZDEMİR tüketimi konusunda şunları söyledi:Kiwi tane tüketiminde kabuğu bıçakla soyularak yenir. Et yemeklerinin yanında limon gibi garnitür olarakta kullanılabilir. Etleri terbiye amacıyla meyve dilimleri et üzerinde 30 dakika bırakıldığında et çok yumuşar ve lezzetli bir hal alır. Kiwi meyvesi pasta, dondurma yapımında kullanıldığı gibi şurup olarak soğuk bir içecek şeklinde de tüketilebilir.


GLOBAL ISINMA VE FINDIK

Ozon tabakasının delinmesi, buzulların erimeye başlaması, ormanların azalması ve bunlar gibi nedenlerden dolayı dünyada küresel anlamda ısınma yaşanmaktadır.
Türkiye'nin yağış ortalaması, uzun yıllar 631mm. İken, 1999 yılında %15 oranında, 2000 yılında ise %7 oranında azalmaya devam etmiştir(1). Uzmanların tahminlerine göre sadece İç Anadolu Bölgesi (10 Ekim 2001 tarihi itibarıyla) geçen yıla nazaran %30 daha az yağış almıştır(2). Ortalama yağışın azalması yanında, yağış rejimindeki sapmalar, tarımsal üretimi olumsuz yönde etkilemektedir. Özellikle hububat üretiminde kuraklık nedeniyle kayıpların %30-40 oranına ulaştığı gözlenmiştir.Kuraklıga neden olan şartların böyle devam etmesi durumunda, ileride daha büyük sıkıntıların doğabileceği tahmin edilmektedir.
Küresel ısınmadan dolay ıözellikle su kaynaklarının azalması, orman yangınları, kuraklık ve çölleşme ile bunlara bağlı ekolojik bozulmalar gibi öngörülen olumsuz yönlerinden ülkemizin etkileneceği, küresel ısınmanın potansiyel etkileri açısından risk gurubu ülkeler arasında yer aldığı belirtilmektedir. Türkiyenin kurak ve yarı kurak alanlarındaki, özellikle kentlerdeki su kaynakları sorunlarına yenileri eklenecek, tarımsal ve içme amaçlı su ihtiyacı dahada artabilecektir.
Bilim adamlarının tahminlerine göre küresel ısınma artarak devam edeceği glecek yıllarda daha fazla ısınma beklendiği ve 50 yıl sonra Türkiyenin çöl olacağı tahmin edilmektedir.. Özellikle G-7 ülkeleri küresel ısınma konusunda neler yapılabileceğinin plan ve projelerini hazırlamaktadırlar.
Türkiye nufusunun 2025'li yıllarda 150 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Bu nufusun beslenmesi kendi öz vatanındaki potansiyel kaynakların geliştirilmesine bağlı olacaktır. Sanayileşme, hızlı nufus artışı, kentlere göç, yeni yerleşim yerlerini gerekli kılmış, bu da verimli tarım topraklarınınelden çıkmasına neden olmuştur. Tarım topraklarının tarım dışı amaçla kullanılması ile kuraklığa zemin hazırlamakta ve ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Bunun önüne geçilmesi için de tarım topraklarının amacı dışında kullanılmasının önüne geçilmeli ve tarım toprakları ekilip biçilmelidir.
Gelecekteki kuraklık zararından kurtulabilmek için neler yapılabilir; Şunu hiç unutmamak gerekirki bulunduğumuz yüzyılda stratejik maddelerden en önemlisi su olmaya başlamıştır. Su yaşam için kaçınılmazdır. Bölgemiz su açısından zengindir. Öncelikle yapılması gereken Köy Hizmetlerinin köylerde yapmış olduğu içme ve sulama amaçlı tesislerin aktif hala getirilmesi, örneğin; 1983 yılında Arsin'in Yolüstü köyünde kurulan 5 köyün içme ve sulama suyu ihtiyacını karşılayabilecek kapasitede olan tesisin bir an önce aktif hale getirilmesi gerekir. Ayrıca dağlardan akan derelerin kanaletlerle bahçe ve tarlalara taşınması, gerekirse göletler yapılarak halkın sulamada kullanacağı suyu özellikle damla sulama yöntemiyle arazisinde kullanması temin edilmelidir. Global ısınmanın sonuçlarına ya katlanacağız veya gereken ne ise onu yapmalıyız.
Bilim çağını yaşadığımız bu dönemde, dünyanın dört bir köşesinde üretilen sayısız bilgileri görmemezlikten gelmek yok olmayı göze almak demektir. Bu nedenle;
Bitki-toprak-su ilişkilerini dikkate alarak fındık bitkisinin ve özellikle temmuz ayında günlük tükettiği su miktarı hesaplanmalı ve ona göre sulama yapılmalıdır. Sulama ile domates ve fasülyede verim artışı %40-60 arasında olmaktadır. Kivi narenciye ve Trabzon hurması gibi meyvelerin kurak geçen aylarda sulanması verim artışına neden olur. Hayatımızda en önemli maddelerden biri sudur. Maalesefki Türkiyede kullanılabilir suyun suyun %80'i boşa akmaktadır. 28.6 milyon hektarlık tarım arazisinin 3.8 milyon hektarlık kısmı sulanabiliyor(3). Bölgemizde en fazla ısraf edilen made sudur.

KANSIZLIK

Kansızlık; çabuk yorulma, halsizlik, nefes darlığı, göğüs ağrıları, cildde solukluk, kalp yetmezliği, nefes darlığı, kalp ritim bozukluğu gibi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Dışkıda kan görülmesi, siyah dışkılama, ishal, dilde yara, sinir sistemini ilgilendiren belirtiler, eklem ağrıları, kabızlık, karın ağrısı, kilo kaybı, bulantı gibi belirtiler görülebilir. Mide bağırsak kanserlerinde de demir eksikliği sık görülür. Ağrı kesici kullanmak, demirden yoksun diyetle beslenmek, bağırsak parazitleri v.b demir eksikliğine neden olur.

Besin maddeleri fazla ya da az alınırsa bazı hastalıklara ortam hazırlar. Örneğin yetersiz beslenme sonucunda, vücut direncinde azalma, enfeksiyonlara yatkınlık, kemik erimesi, diş çürükleri ve sinir sistemi hastalıkları gibi bir çok sorun ortaya çıkar. Buna karşılık aşırı beslenme başta şişmanlık olmak üzere şeker, tansiyon yüksekliği, kalp damar hastalıkları, iskelet, eklem ve akciğer hastalıkları gibi rahatsızlıklara neden olur.

Para seni sevmiyorum ama sinirlerimi yatıştırıyorsun.

Türkiye'de insanların en önemli gider kalemlerinden birini gıda alımları oluşturuyor. ABD'de kişi başına gelirin %10-12'si gıdaya harcanırken, Türkiye'de bu oran %50'leri aştı.

a_lik.jpg

Dünyadaki gıdanın çoğunluğunun kadınlar tarafından üretilmesine rağmen aç insanların büyük çoğunluğu da kadınlardır.

Küresel ısınma büyük bir hızla artıyor, atmosferdeki karbondioksit oranı son yirmi yılın en yüksek seviyesine ulaştı.

ÖZET

Dünyadaki hızlı gelişmeler yiyecek ve içeceklerin hazırlanmasını da değiştirmiştir. İnsanoğlunun en fazla tükettiği içecekler arasında yer alan çay, içerisindeki bileşenleri ve fermantasyona tabi tutulma durumuna göre, insan organizmasına etkileri incelenmiş ve çeşitli tavsiyeler ortaya konmuştur. Çay sosyal hayatın önemli bir unsurunu meydana getirmekle birlikte, ayni zamanda Türk halkının en fazla tükettiği içecektir.

ZİRAİ MÜCADELE

Dünya nüfusu hızla artarken yüzölçümü değişmemektedir. Bununla birlikte, tarıma elverişli alanlar, erozyon, yeni yerleşim yerlerinin, sanayi tesislerinin ve yolların açılması gibi nedenlerle giderek azalmaktadır. Arazi miktarını artırmak mümkün olmadığına göre ülkeler modern teknikleri ve girdileri kullanarak, birim alandan elde edilen ürün miktarını artırmak zorundadırlar. Bu çalışmalar içerisinde sulama, gübreleme, ıslah gibi faaliyetler yanında zirai mücadelede büyük önem arzetmektedir.
Bir tarım ülkesi olan, ülkemizde 2000 istatistiklerine göre nüfusun %34'ü tarımla uğraşmaktadır. Yurdumuzda Gayri Safi Milli Hasıla toplam 218 ABD Doları olup, bunun yaklaşık %14'ü (30 Milyar ABD Doları) tarım sektöründen elde edilmektedir.
Farklı agro-ekolojik bölgelere ve buna bağlı olarak çok zengin bir bitki çeşidine sahip olan ülkemizde, ekonomik öneme haiz 60'ın üzerinde kültür bitkisi yetiştirilmektedir. Bu kültür bitkilerinde ekonomik düzeyde zarar yapan 451’in üzerinde hastalık, zararlı ve yabancı ot türü bulunmaktadır. Bunların 245'i zararlı (böcekler, akarlar, nematotlar, kemirgenler, kuşlar, yumuşakçalarlar v.b) 85'i hastalık etmeni (fungus, bakteri, virüs,mikoplazma) ve 70'den fazlası da yabancıot türüdür.
İnsanlar ekip diktiklerini değil, hastalık ve zararlılardan arta kalan mahsulü elde etmekte ve bunun bir kısmını da depolamada yine zararlılara kaptırmaktadır. Dünyada tarımı yapılan bitkilerde zararlı, hastalık ve yabancı otlar nedeniyle hasattan önce ortaya çıkan ürün kaybı %35 olarak hesaplanmaktadır. Bunun ortalama %14'ü zararlılardan, %11'i hastalıklardan ve %10 kadarı da yabancı otlardan ileri gelmektedir. Hasat sonrası da kemirgenler, kuşlar, böcek ve mikroorganizmalar ortalama %14 gibi ek bir zarara neden olmaktadırlar. Süne nedeniyle %5'in üzerinde emgili dane bulunan buğdaydan ekmek yapılamadığı araştırmalarla belirlenmiştir.
İstatistiklere göre dünyada hastalık, zararlı ve yabancı otların sebep olduğu ürün kayıpları 27,5-60 Milyar ABD Doları arasında değişmektedir. FAO kayıtlarına göre, sadece hububatta hastalık ve zararlılardan ileri gelen kayıp 23 milyon ton olup, bu miktar, 150 milyon insanın bir yıllık ihtiyacıdır.
Yurdumuzda hastalık, zararlı ve yabancıotlara karşı daha çok kimyasal mücadele uygulanmakta ve yılda ortalama 30-34 bin ton tarım ilacı kullanılmaktadır. Bunun maddi değeri 150 Milyon ABD Doları olup, etkili maddelerin %80'i yurtdışından ithal edilmektedir. Ülkemizde hektara ortalama 598 gr aktif madde (1,512 gr/ha'da preparat olarak) ilaç etkili maddesi düşmektedir. Bu değer gelişmiş ülkelere göre oldukça düşüktür. Ancak ülkemizin bazı bölgeleri ile bazı ürünlerde gereğinden fazla ve bilinçsiz olarak ilaç kullanımı olduğu da bilinmektedir. Dolayısıyla hatalı ilaç kullanımının insan sağlığı, hayvanlar, çevre ve doğal yaşam üzerine pek çok olumsuz etkileri bulunmaktadır.
Yurdumuzda yaklaşık olarak 27 milyon hektar alanda tarım yapılmaktadır. Bu anlamda büyük bir potansiyele sahip olan ülkemiz, tarımsal üretimini hızla artırmak ve daha fazla ve kaliteli ürün dış pazarlara satmak zorunluluğundadır. Bu da tarımsal potansiyelden en üst düzeyde yararlanmaya ve birim alandan en üst düzeyde yararlanmaya ve birim alandan elde edilen ürün miktarını artırmaya bağlıdır. Üretimin kalitesini ve miktarını artırmada sulama, gübreleme, toprak işleme, ıslah vs. ne kadar önemli ise zirai mücadelede o denli önemlidir. Yurt çapında halihazırda 88 hastalık, 332 zararlı ve 30 konuda da yabancı otlara karşı olmak üzere, toplam 450 konuda mücadele çalışmaları yürütülmektedir.
Son yıllarda hızla gelişen teknolojilerin beraberinde çevre kirlenmesi, doğal dengenin bozulması gibi sorunları da gündeme getirmesi, mekanik, kültürel, biyolojik ve kimyasal mücadele yöntemlerinin koordineli bir şekilde uygulandığı Entegre mücadele yönteminin prensip olarak kabul edilmesine neden olmuştur.
Zararlıların ve yabancı otların insan gücü ile toplanarak yok edilmesi esasına dayanan mekanik mücadeleye, geçmişte sünenin çiftçilerce elle toplatılıp para karşılığı satın alınması en güzel örneklerdendir.
Bugün mücadelenin ana hedefi, gerek insan müdahalesi olmaksızın tabiatta var olan faydalı böcek ve organizmalarla zararlıların doğal olarak kontrol altına alınması, gerekse insan müdahalesi ile üretilen faydalılar ile zararlıların kontrol altına alınması şeklinde olan biyolojik mücadele çalışmaları şeklindedir.
Zirai mücadele ilaçlarının yurdumuzda mücadele tekniğine göre kullanılmaya başlaması, 1950 yıllarına dayanmaktadır. Diğer ülkelerde de büyük boyutlarda tarımsal ilaçların kullanımı 1940-1945 yıllarına rastlamaktadır. Kimyasal mücadelede ekonomik zarar eşiği dikkate alınmalı ve kimyasal ilaçlar, insan ve çevre sağlığı göz önünde bulundurularak ancak zorunlu kalınırsa kullanılmalıdır.
Tarımsal üretimde hastalık, zararlı ve yabancı otların yapmış olduğu zararlar toplam üretimin 1/3'üne ulaşmaktadır. 2. Dünya savaşından sonraki yıllardan itibaren, kimyasalların gittikçe artan bir yoğunlukta mücadele alanına girmeye başlamıştır.
Ülkeler arasında tarımsal ihracatın hızla gelişmesi, globalleşen dünya içinde canlı hastalık etmenlerinin de bir ülkeden diğer ülkeye taşınması için yeterli bir nedendir. Bu konuda ülkemiz, nasibini gereğinden fazla almış ülkeler arasındadır.

Bugün tüm dünya ülkelerinde, ekonomiden sanata, bilimden siyasete her alanda etkileri hissedilen bir küreselleşme süreci yaşanmaktadır.Ticari ve sanayi faaliyetler artık uluslararası bir kimliğe kavuşmuştur. Bilgi ve iletişim teknolojileri sayesinde dünyada mesafeler kısalmakta ve insanların ihtiyaçlarının karşılanmasında tüketim evrenselleşmektedir. Bugünün gelişmiş ekonomilerine bakıldığında gelişmişliğin arkasında asıl gücün ekonomik güç olduğu görülmektedir. Oltanın ucundaki solucan balığın hoşuna gitmelidir, balıkçının değil.
Diğer taraftan ürün verimini artırmak amacıyla kullanılan yapay katkı maddeleri veya değişik hormonlar ülkemizin topraklarını "Kimyasal erozyonun" tehdidi altına sokmaktadır.


Çağdaş dünya artık insan yaşamına verdiği önemle ortaya çıkıyor. İnsana verilen önemin başta gelen göstergelerinden biride sağlığa verilen değer. Türkiye Hollanda'da kullanılan tam 30 katı tarım ilacı kullanıyor. Kullanılan ilacın cinsine göre; hasattan belli süreler öncesinde ilaçlama yapılması gerekiyor. Aksi takdirde, tarım ilacının öldürücü etkisi geçmeden meyve- sebze tüketicinin mutfağına girmiş oluyor. Tarım ilaçları yalnızca meyve- sebze ile evlere girmiyor. Ölçüsüz kullanıldığında toprağı zehirliyor, içtiğimiz, kullandığımız suya da karışıyor.
Almanya'nın Türkiye’den ihraç ettiği iki ton biberi imha etmesinin nedeni "meta-mi-dofos" adlı tarım ilacı. Tütün ve pamuk üretiminde ruhsatlı olan bu öldürücü zehirin meyve sebzede kullan9ılması kesinlikle yasak. Ama tonlarca biberin üretiminde kullanılmış. Neden dersiniz. Tarım ilaçları bayilerden reçetesiz satılıyor. Be nedenle kullanımı tamamen tüketicinin insifiyatına bırakılmış.

dilimlenmi__ekmek.jpg

Açlık; dava, kin ve mücadele gibi şeyleri pek tanımaz. Roy Chansior
Açlık, dünyanın en güzel salçasıdır. Cervantes

Açlık ile gurur, hiçbir zaman bağdaşamaz. Jonathan Swift

Açlık, ne dost, ne akraba, ne insanlık, ne de hak tanır. Daniel Defeo

Açlık, sert kemikleri yumuşatır. Trivalluvar
Açlık, kılıçtan bile keskindir. Beamont Flketcher
Açlık, en akıllı balıkları bile oltaya getirir. Goethe
Açlıktan öleni bir sandık altın diriltemez. Vergilius

Deve yükü aş olsa, aça az görünür. Kaşgarlı Mahmut
Herşeyin bir zekatı vardır, bedenin zekatı da açlıktır. Hadis-i Şerif
Karnı açlardan ziyade kalbi açlara acırım. Cenap Şehabettin
Kral da, dilenci de aynı iştahla acıkırlar. Montaigne

Öyle alçak bir kapıdır ki açlık, geçilmesi zaruri oldu mu, insan artık ne kadar büyükse, o kadar çok eğilir. Victor Hugo
Tok olan cümle cihanı tok sanır. Aç olan alemde ekmek yok sanır. Sebayi

Yoksulun zengin açar malinden, Tok olan bilmez acin halinden. Şinasi


Toprak - insan ilişkileri o kadar riskli bir sahadır ki; tarih bu sahaya dişardan gazel okuyarak giren sorumsuzlar yüzünden batırılan ülkelerle, dağıtılmış-yok edilmiş milletlerle doludur.

KIŞ AYLARINDA DAHA FAZLA KİVİ TÜKETELİM

İçerisindeki yüksek miktardaki C Vitamini sayesinde dünyada kivinin sağlık meyvesi olarak anılmasını sağlamıştır. Yetişkin insanların günlük alması gereken C vitamini 75 mg iken bir adet kivide bulunan C vitamini miktarı 100 mg'ın üzerindedir.
Mehmet ÖZDEMİR Ülkemizde kivi üretim ve tüketiminin yeterli seviyede olmadığını belirterek kış aylarında mandalina portakal gibi kivinin de tüketilmesinin gerektiğine dikkat çekerek şunları söyledi. Portakaldan 2-3 kat daha fazla C vitamini içeren kivi, vücudumuzun bağışıklık sistemini güçlendirerek, vücut direncini artırdığı, yemek borusu, mide kalın bağırsak kanserlerinin oluşmasını engellediği ve içerisindeki değişik mineral maddeler sayesinde stres azaltıcı etkisinin bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca içerisindeki actinidin enzimi sayesinde sindirime yardımcı olduğu da bilinmektedir.
Kanda yüksek düzeyde C vitamini bulunması vücuda yararlı. American journal of Epidemiology 1996;144, dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre; Altmış yaş ve üstündeki 747 kişinin sağlık ve beslenme durumunu değerlendiren ve 1981 yılından beri devam eden bir çalışmada bu kişilerin izlenmeye başlanmasından 9 ve 12 yıl sonra kanlarındaki C vitamini düzeyleri tespit edildi. C vitamini düzeyi yüksek olan veya günde 400 mg'dan fazla C vitamini alanlarda kalp hastalığından ölme riskinin azaldığı bulunmuştur. Bu araştırma sonucu da C vitamininin ve dolayısıyla kivi tüketiminin ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
Müdürü Mehmet ÖZDEMİR son zamanlarda kivi konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan üreticilerin basını yanlış bilgilendirmeleri konusunda da şunları söyledi. Özellikle hasadın yapıldığı şu dönemde kivilerde suda çözünen kuru madde miktarının yanlış tarif edildiği ve dekardan alınan ürün miktarının çok abartılarak söylendiğini görmekteyiz. Oysaki kiviyi erken toplamanın sakıncalı olduğu kadar geç toplamanın da ayni derecede depolama açısından sakıncalı olduğunu belirtmek isterim. Olgunluğun tespiti konusunda İlçe Müdürlüğümüze el refraktometresi aldık bu aletle meyvelerdeki kuru madde miktarına bakarak olgunluk derecesini ölçmekteyiz. Bilimsel olmayan bilgilerle üreticiler yönlendirilirse ileri de yaşayacağımız problemler o derece büyük olur. Bizim 19.11.2003 tarihinde yaptığımız analizler sonucunda kivide Suda Çözünebilir Kuru Maddenin %7,5-8 olduğunu tespit ettik. Yani bu rakam kivinin hasadının yapılabileceğini belirtmektedir. Kaliforniya ve Yeni Zelanda'da suda çözünen kuru madde miktarı %6,5 olduğunda kiviler hasat edilmektedir. Dekara verim konusunda şunları söylemek isterim. Şu anki D.İ.E verilerine göre Türkiye ortalaması 1250 kg/dk. bunun sebebi kivi bahçelerinin yeni kurulmuş olmasından kaynaklanmaktadır. Yetişkin ve iyi bakım yapılan bir bahçede 3 tonun üzerinde de ürün alınabilir. Dünya ortalaması ise 1750 kg./dk'dır.
Artık Trabzon'da pazarlama işini yapacak olan kooperatifler veya birlikler kurulmalı, yoksa gelecekte Trabzon kivi konusunda komşu illerden çok geri kalır. Serbest piyasa ekonomisinin yaşandığı günümüzde, bir ürünü yetiştirmekten daha ziyade onun pazarını araştırıp bulmak daha çok önem arzeder.
Doğru bilgiyi üreticiye ulaştırmak için
"KİVİ YETİŞTİRME TEKNİKLERİ" adı altında yabancı ve yerli kaynakları inceleyerek bir kitap hazırladık. Bu kitap; Kivinin tanımı, çoğaltılması, bahçe tesisi, budama, sulama, gübreleme, hasat, depolama ve hastalıklar gibi çok değişik konuları içermektedir. Kitaptan temin etmek isteyenler Tarım Müdürlüklerinden veya 05377602764 veya haratarim@msn.com talepte bulunabilirler.


Dünya nüfusundaki hızlı artışa paralel olarak tarım alanlarında artış görülmemektedir. Aksine her geçen gün tarım alanları azalmaktadır. Bunun başlıca nedenleri tarım alanlarının yerleşime açılması, yol yapımı, sanayilerin bu alanlarda kurulması gibi nedenler sayılabilir. Azalan tarım alanlarına karşılık birim alandan elde edilen kazanç yükseltilmelidir. Bu amaçla bölgemizde fındık ve çayın yanında yeni üretimi yapılan kivi çok önem taşımaktadır. Fındık ve çaydan yaklaşık olarak 10 kat daha karlı olan kivi üretimi her geçen yıl artmaktadır. Bilme ve tekniğine uygun olarak yapılmayan faaliyetler zaman içerisinde üreticinin yüzünü ağartabilir. Bu nedenle kivi üreticilerinin tarım kuruluşları ve yeni yayınları mutlaka takıp etmeleri gerekmektedir.
Avrupa'daki çiftçiler tarımla ilgili kitap, dergi, gazete, broşür gibi yayınları takıp ederken bizim çiftçilerimiz bu gibi faaliyetlerden mahrum kalmışlardır. Bu amaçla Mehmet ÖZDEMİR kivi ile ilgili yerli ve yabancı kaynakları inceleyerek "KİVİ YETİŞTİRME TEKNİKLERİ" adı altında bir eser yayınladı. Bu eser; Kivini tarihçesi, besin değeri, özellikleri, çoğaltılması, bahçe tesisi, budama, sulama, gübreleme, hasat, muhafaza ve hastalıklarla ilgili konuları içermektedir. Eser 60 sayfa olup renkli ve kuşe kağıda basılmıştır. Kivi konusuyla uğraşan her kademedeki tarım tahsillileri ve üreticiler için temel bir kaynak oluşturmaktadır.
"Kivi Yetiştirme Teknikleri" kitabı Atatürk Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsünden emekli Zir. Yük. Müh. Hulusi SAMANCI'nın katkılarıyla hazırlanmış ve Ziraat Fakültelerindeki ilgili öğretim üyelerinin denetiminden geçmiştir. Üreticiler için anlaşılır ve güvenilir bir kaynak olarak hazırlanan kitabın piyasa değeri 7,5 milyon liradır. 05377602764 veya haratarim@msn.com'dan temin edilebileceği gibi tüm tarım müdürlüklerinden de temin edilebilir

bİLGİ PAYLAŞILDIKCA ARTAR

Dünyada her yıl silahlanmaya 900 milyar dolar harcanıyor. Oysa Bu paranın %1'i ile açlıkla mücadele edilse, dünyada aç insan kalmaz.

ki_ki.jpeg

Fındık, Kivi, Isırgan, Elma, Kuşburnu ve Beslenme İle İlgili Kitap Almak İsteyenler; 05377602764 veya


haratarim@msn.com

Hz. Muhammed Buyuruyor ki;
Ben ümmetimin üç şeye düşmesinden korkuyorum. Çok yeme, çok uyuma, çok konuşma..