|
Tüketim çılgınlığının sağlık bedelleri de var. Sigara her yıl 5 milyon kişinin ölümüne, obozite her yıl yaklaşık 300 bin kişinin hayatını kaybetmesine ve 117 milyar dolarlık sağlık giderine mal oluyor.
Bal; dişlere ve diş etlerini temizleyip parlatan bir macundur. Dişleri ve dişetlerini mikroplardan korur, ağızdaki yaraları tedavi eder.
BESİNLERLE GİDEN SAĞLIK
Dünyada her yıl 10 milyon kişi kansere yakalanıyor. Ülkemizde ise her yıl 150 bin kişide kanser vakası görülüyor. Ayrıca her yıl ülkemizde 2500 ila 3 bin çocuk malesef değişik dedenlerden dolayı kansere yakalanıyor.
KANSERİN NEDENLERİ
Kanserlerin, değişik tezlere göre yüzde 25-35 oranında beslenmeyle ilgili oldukları ileri sürüldüğüne göre, sebep olucu etmenlerle ilgili tasnifi de buna göre yapmak mümkündür.
A.Beslenmeyle İlgili Olmayanlar:
Günümüzde değişik kaynaklar, karsenojen (kanser yapıcı) ve teratojen (mutasyona yol açıcı) etkiye ve riske sahip unsurların, beslenme dışında olanlarını, başlıca şöyle sıralıyorlar:
1. Radyoaktif etki, güneşin morötesi B ışınları, televizyon ve bilgisayar ekran ışınları, floresan lambaları, fosforlu ışınları, solaryum ve atmosferik ozon tabakasındaki delinmeler.
2. Radyo, televizyon ve cep telefonu yayın aktarımında hasıl olan zararlı dalgalar.
3. Hava kirliliğine yol açan baca ve egsoz gazları, havasız ortamlar.
4. Sıcak gazlar ve kükürt gazları.
5. Çöplüklerin radyoaktif ve koku etkileri.
6. Sigara,
7. Uyuşturucu maddeler,
8. Bazı tıbbi ilaçların kümülatif yan etkileri,
9. Çok sık ağrı kesici ve tansiyon düşürücü ilaçlar kullanımı,
10. Östrojenli doğum kontrol hapları,
11. Antibiyotiklerin kontrolsüz ve aşırı kullanımı,
12. Bazı kumaşların imalinde kullanılan kimyasalların kalıntıları,
13. Plastik maddeler,
14. Alüminyum kaplar,
15. Bazı şampuan ve deterjanlar,
16. Bazı parfüm ve deodorantların değişik koku etkileri,
17. Asbest,
18. Bazı deri sanayii kimyasalları,
19. Kimyasal çevre kirliliği,
20. Dioksin maddesi (beyazlatıcı)
21. Bazı yöre topraklarının etkisi,
22. Soyaçekim,
23. A ve AB grubu kana sahip olanlar,
24. Ağır deprasyonlar, sıkıntı ve stresler, 25. Erken adet görme ve erken adetten kesilme, 26. Hormon tedavileri,
27. Hepatit B ve C gibi onkolojik virüsler,
28. Vücuttaki benler,
29. Ateşli hastalıklar,
30. Kürtaj yaptırmalar,
31. Bebek emzirmemeler,
32. Cinsel anlayıştaki değişmeler,
33. Gece uykusunu yeterince almamak,
34. Hareketsizlik,
35. Hormonal etkiler,
36. Aşırı yorgunluk,
37. Sık sık hamile kalışlar,
38. Kötü hijyen şartları,
39. Çeşitli enfeksiyonlar, toksinler ve hücre çekirdeğindeki DNA'lara girip, genetik programları bozan virüsler,
40. Diğer hastalıkların doğurduğu zaafiyetler, 41. Yüzde 5 nispeten kişinin hiçbir rolü olmadan.
B. Beslenmeyle İlgili Olanlar:
Bu etkilerin, insan beslenmesiyle ilgili olanları da, yine değişik kaynaklarda belli başlı olarak şöyle ifade edilmektedir:
1. Gıda ve içeceklerde kimi katkı maddeleri, 2. Gıda ve içeceklerdeki renk maddeleri,
3. Suni tatlandırıcılar,
4. Hazır çorbalardaki MSG maddesi,
5. Zeytin gibi ürünleri olgunlaştırmada kullanılan bazı kimyasallar,
6. kimi besinlerdeki ve sudaki nikel, kadmiyum, kurşun, arsenik, asbest vb'nin sınır değerlerin üzerinde bulunması,
7. Akollü içkiler,
8. Kurutulmuş besinlerdeki aflotoksin maddesi, 9. Çeşitli besinlerde meydana gelen küflenmeler,
10. Bazı konserve gıdalar,
11. Gıdalardaki nitrat ve nitritler,
12. Turşu ve salamura gibi aşırı tuzda bekletilmiş gıdalar,
13. Tütsülenmiş gıdalar,
14. Belli besinlerin sürekli, tek yönlü kullanımı,
15. Kepeksiz un,
16. Sürekli sıcak veya soğuk yeme alışkanlığı, 17. Baharatlı maddeleri aşırı tüketme,
18. Aşırı kızartmaya dayalı beslenme,
19. Aşırı kırmızı ete dayalı beslenme,
20. Çok miktarda hayvansal yağ ve protein ihtivalı gıdalar,
21. Yüksek sıcaktaki kızarmış, közlenmiş ve ızgara edilmiş gıdalar,
22. Yeterli su içmek alışkanlığına sahip bulunmamak,
23. Beslenme yetersizlikleri ve aşırı diyet, 24. Anne sütünde bulunabilen poliklorinat ve bifenil maddesi,
25. Aşırı beslenmeye dayalı şişmanlık,
26. Zayıflama amaçlı kimi diyet uygulamaları, 27. Yağlı besinlerle beslenme,
28. Bazı içme suları,
29, Aşırı azot gübresi verilmiş yeşil ürünler, 30. Bazı zirai mücadele ilaçlarının kalıntı etkileri,
31. Bazı yem katkı maddelerinin hayvansal ürünlere etkileri,
32. Bazı veteriner ilaçlarının hayvansal ürünlere etkileri,
33. Turfanda ürünlerde kullanılan bazı bitki büyüme düzenleyicilerinin etkisi,
34. Transgenik ürünler,
35. Plastik türevi besin ambalaj maddeleri.
BESİNLERLE GİDEN SAĞLIK
Vücut hücreleri fonksiyonlarını sürdürebilmek için, sürekli ve düzenli biçimde hava, su ve besin unsurlarını almak zorundalar. Yalnız, bunlarla alınan zararlı maddeler, sağlıklı hücrelerin kanserli hücreler haline gelmesine de yol açabiliyor. Ayrıca, besinlere uygulanan pişirme ve saklama işlemleri de, zararlı madde oluşumuna sebep olmakta ve karsinojenik etkiler doğurmaktadır.
Besinlerdeki nişasta, şeker ve selüloz formundaki karbonhidratların, kanser yapıcı ve iletici herhangi bir etkisi belirlenmiş olmamakla beraber, bunların gereğinden çok alınışı, şişmanlığa sebep olarak kanser riskini arttırmaktadır. Ancak olumlu bir özellik mahiyetinde belirtirsek, karbonhidratça zengin ürünlerin selülozlu maddeleri, kalın barsak ve rektum kanserini önleyici etkiye sahipler.
Kırmızı eti, dolayısı ile proteini çok tüketen ülkelerde; meme, rahim, prostat, kalınbağırsak, rektum, pankreas ve böbrek kanserleri daha çok görülmektedir. Yani, zenginlere özgü tüketim, kanser riskini yükseltmektedir. Yalnız, hayvansal protein yağla beraber alındığından, riskin hangisinden kaynaklandığı şüpheli durumdadır.
Araştırmalar, bitkisel olsun, hayvansal olsun bütün yağların; özellikle meme, prostat, testis, rahim, yumurtalık, kalınbağırsak ve rektum kanseri riskini arttırdığını ortaya koymuştur. Bunun başlıca üç sebebi belirlenmiştir. İlki, çevresel kanser yapıcı kimyasalların yağda birikmesi; ikincisi, kanser iletici maddelerden cinsiyet hormonlarının yapıca yağlara benzemesi; üçüncüsü ise, kalınbarsak-rektum kanserini ilerletici safra tuzlarının oluşumunun, yağ asitlerince zengin sıvı yağların, kolay okside olup, oksidasyon sonucu oluşan unsurların da bağışıklık hücrelerinin yıpranmasına sebep olarak kanser riskini arttırmasıdır.
Vitaminler genellikle kanser oluşumunu engelleyici etkiye sahiptirler. Ancak iyi bir antioksidan olan A vitamini yetersizliği, solunum ve yemek boruları, idrar yolları, mide, prostat, akciğer, deri, kalınbağırsak ve rektum kanserlerinin oluşumunu artırmaktadır. A vitamininin yapay olarak elde edilen ve retinoid denen şekilleri, kanser öncüsü hücrelerin, normal hücrelere geri dönüşümünü sağlamaktadır. A vitamininin ön maddeleri olan karotenoidler ise, kimyasal kanser yapıcıların etkisini azaltmaktadır. B vitaminlerinin yetersizliği, kanser riskini artırırken, yeterli seviyede B vitaminlerinin alınışı, vücudun savunma sistemini düzenli şekilde işletmekte ve iyi işleyen savunma sistemi ise, kansere direnç temin etmektedir. B2 vitamini, bilhassa kırmızı kan hücreleri formasyonunun gelişmesini sağlıyor. Yeterli C vitamini alınması, solunum ve yemek borusu, akciğer, mide ve kalınbağırsak kanserini önleyici etki yapmaktadır. Çünkü bu vitamin, kimyasal karsinojenleri tamamen etkisiz kılmaktadır. D vitamininin yetersizliği, kemik kanseri riskini artırmaktadır. E vitamini ise, iyi bir antioksidan olarak bazı toksik maddelerin etkilerini azalttığından ve bağışıklık sistemini güçlendirdiğinden kanserden koruyucu tesire sahip olup, ayrıca bu vitaminin, oksidasyonu ve hücrenin oksijenli bileşiklerle tahribini de önlediği ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği bilinmektedir.
Minerallerden bazıları kanseri önlemeye yardım ederken, diğer bazılarının kansere sebep olduğu ileri sürülüyor. Havadan ve sudan alınan, nikel, havadan suya ve besinlere karışarak kurşun monoksit halinde alınan kurşun, yine aynı şekilde alınan kadmiyum, fabrika atıklarıyla hava, su ve besinlere intikal eden arsenik ve solunum yoluyla alınan asbest tozları, olumsuz etki yapanların başında geliyor.
Oysa, yeterli düzeyde alınan selenyum minerali, karsinojenleri etkisizleştirmekte ve radyasyondan korumakta, prostat, kalınbağırsak ve akciğer kanserlerinde ölüm oranını yüzde 50 azaltmakta olup, Arizona Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Larry Clark'a göre, selenyum hem kanserli hücrelerin büyümelerini önlemekte ve hem de onlara kendini yoketme talimatı göndermektedir. Çinkonun gereği kadar alınması, A vitamininin antikanser etkisini artırarak ve savunma sistemlerini güçlendirerek, olumlu bir etki yapmakta; iyot yetersizliği, troid bezinde kanser oluşma riskini artırmakta; molibden yetersizliği yemek borusu kanserine sebep olmakta; demir yeterli alındığında, karsinojenlerin etkisini azaltmakta; kalsiyum ise, yeterli alınması durumunda kemik ve kalınbağırsak kanserlerinin riskini azaltmaktadır.
Eskimolarda balık tüketiminin koroner kalp hastalıklarına karşı koruyucu olduğu ve bunun Omega-3 yağ asitlerinden kaynaklandığı tespit edilmesinden sonra balık yağındaki Omega-3 yağ asitlerinin sağlık üzerine yararlı etkileri hakkında araştırmalar yoğunlaşmıştır.
Nüfusun %60'ına varan bir kesimi yıllık 1 kg balık tüketmektedir. Kıyı bölgelerimizde bu rakam 10-12 kg'a çıktığı , diğer ülkelerden Portekiz'de 41 kg İspanya'da 36,4 kg kadar kişi başına balık tüketiminin olduğo belirtilmektedir. Ülkemizin kişi başına yıllık balık tüketimi 7,8 kg olduğu söylenmektedir.
EV YEMEKLERİ DAHA SAĞLIKLI
Evlerde hazırlanan yiyeceklerin, hazır satılan yiyeceklere oranla daha sağlıklı olduğuna dikkat çekildi.
''Pahalı gıdaların başında gelen etin sağladığı besin değerini de diğer gıdalardan sağlamak mümkündür. 100 gram etin yerini 3 yumurta, aynı şekilde 1 tabak nohut veya kuru fasulyede 60-70 gram etin yerini alabilir.
Pirinç, makarna ve şehriye yerine hem daha ucuz, hem de besin değeri yönünden oldukça zengin olan bulgurdan yapılan yemekler yenebilir. Kola yerine ayran veya taze meyve suyu, hazır reçel yerine pekmez, baklava gibi hamur tatlıları yerine süt tatlıları veya sütlü dondurma, hazır çorba yerine ev yapımı tarhana çorbasının tercih edilmesi daha az harcama ile sağlıklı beslenme imkanı sağlar. Ev yapımı gıda ürünleri, hazır ürünlere göre hem daha ucuz, hem de daha sağlıklıdır''
Sağlıklı ve zinde yaşamın sırrı posalı besinler
Saglikli zayiflama konusunda bilgi bombardimanina tutuldugumuz su günlerde kisaca söylenebilir ki "önemli olan dogru besinleri seçmektir". Dogru besin seçme konusundaki en büyük kriterlerden biri de besinlerin 'posa' degeridir.
En çok fasulyede...
Besinlerin sindirilmeyen kismina 'posa' denir. Bitki hücre duvarini olusturan ve bitkinin yenemeyen kisimlarina ise 'diyet posasi' adi verilmektedir. Nohut, mercimek gibi kuru baklagiller ile ceviz, findik gibi sert kabuklu meyvelerin diyet posasi içerikleri yüksektir. Sebzeler içerisinde diyet posasi içerigi en yüksek olanlar, taze fasulye ve bezelyedir.
Kilo verdirir
Meyvelerin diyet posasi içerikleri tüketim sekline göre degisir. Kabuklu yenen meyvelerle daha çok diyet posasi alinir. Kepegi ve özü ayrilmis tahil ürünlerinin posa içerikleri düsüktür. Yüksek posali diyetler bagirsaklari çalistirir, kilo vermeyi kolaylastirir. Günde 5 porsiyon taneli tahil tüketmek sarttir.
Tokluk yaratir
Posa, diyetin enerji yogunlugunu azaltip tokluk duygusunu artirarak sismanligin önlenmesine de yardimci olur.
Diyet posasi, mide içeriginin yogunlugunu arttirarak midenin bosalmasini geciktirir. Mide bosalmadigi için bireyin yeme istedigi azalir.
Özellikle posa içerigi yüksek besinler bol su ile tüketildiginde, doyum hissi daha uzun olur.
Hastaliklara karsi...
Diyetin posa içerigi ile bazi hastaliklarin olusum sikligi arasinda da iliskiler kurulmustur. Örnegin, az posali diyet alan Bati toplumlarinda kalin bagirsak hastaliklarinin, kolit ve kanserin, fazla posali diyetle beslenen Afrika toplumlarindan daha sik görülmüstür. Afrika toplumlarinda ise kalp hastaliklari ve apandisite de Bati toplumlarina göre daha az rastlanir.
Posa içerigi yüksek tahil ve kuru baklagilleri çok tüketen toplumlarda insüline bagimli olmayan seker hastaligi görülme sikligi düsüktür.
|
|
Trabzon Hurması; A ve E vitaminleri ile anti kanserojen maddeleri sayesinde kanseri önlüyor.
Trabzon Hurması Sever misiniz?
Trabzon hurması batıda persimon adıyla biliniyor. Anavatanı Çin ve Kore . Yüzyıllar önce İpek Yolu'nun önemli duraklarından biri olan Trabzon'a deve kervanlarıyla gelen hurma fidanları dikilmiş ve tüm Anadolu'ya buradan yayıldığı için Trabzon hurması denilmiş.
A ve C vitamini içeren meyve, tanence zengin olduğundan ishal kesici olarak da yararlı.
Trabzon hurması bizim ekonomimize bir değer olarak girmemiş ama kekremsi tadını yok etmeyi başaran İsrail, bu meyveyi ihraç etmekte dünya birincisi. Gerçi kekremsi tadı yok edince içindeki tanen miktarı azalıyor ya...
Özellikle azotlu gübrelerin çok kullanıldığı topraklarda, suda ve havada yani çevrede kirlilik yaratan, sularda ve bilhassa yaprağı yenen lahana, pırasa, ıspanak, pazı, kıvırcık ve marul gibi sebzelerde biriken nitrat ve nitrit bileşiklerinin kandaki hemoglobinle birleşerek, methahemoglobin oluşturduğu ve bunun da oksijenin dokulara taşınmasını engellediği tıbben bilinen bir gerçektir. Nitrat birikimi su ve yaprağı yenen sebzelerde olduğu gibi et ve mamullerinde de söz konusu olabilir.
ÜZÜM PEKMEZİNİN ÖNEMİ
Geleneksel Türk gıdalarından biri olan pekmez, çok değerli bir besin maddesi olmasına karşın; DİE'nin yapmış olduğu bir anket sonucuna göre, topLu yerleşim bölgelerinde yaşayan insanların %60'nın hiç pekmez tüketmediği ortaya çıkmıştır.
Pekmez içerdiği şeker bakımından çok önemli bir besin kaynağıdır. Pekmezde bulunan glikoz ve früktoz birer monosakkarit olduğundan sindirim sisteminde hemen emilmekte ve metabolizmada hemen enerjiye dönüşmektedir. Bundan dolayı acil enerji ihtiyacı için gerekli bir gıda maddesidir.
Bebeklerin beslenmelerindeki en önemli gıda maddelerinden iki tanesi protein ve karbonhidrattır. Bebek ve çocukların yedikleri karbonhidrattan yararlanmaları için bunların sindirim sistemindeki enzimler tarafından monosakkaritlere kadar parçalanmaları gerekmektedir. Pekmez, içermiş olduğu şekerin tamamı monosakkarit olduğundan bebek ve çocukların beslenmelerinde çok önemli bir besin kaynağıdır.
Bebeklik dönemi beyin gelişmesinin en önemli dönemi olup, bu dönemde beyinin enerjiye ihtiyacı çok fazladır. Beyin, enerji kaynağı olarak glikozdan başka şeker kullanmadığı için de bebeğe glikoz verilmediği zamanda beyin gelişmesinde duraklama ve yetersizlik olacaktır.
İki yemek kaşığı (20g) pekmez yaklaşık olarak 2 mg demir, 80 mg kalsiyum ve 58 kcal enerji içermektedir. Büyüme çağındaki çocuklar, işçiler, sporcular, gebe ve emzikli anneler için eşsiz bir gıda maddesidir. Ayrıca Pekmez'in 100 gramı yaklaşık 0.15mg B1 vitamini, 0.15 mg B2 Vitamini ve 1.4 mg kadar niasin içermektedir
Araştırmalar pekmezin thiamin , riboflavin ve demir açısından baldan daha zengin olduğunu göstermektedir. 1 Kg üzüm veya 200g pekmez kalori açısından1150g süte, 300 g ekmeğe veya 350 g ete eşdeğerdir.
İnsan vücudunda emilebilen demir +2 değerliklidir, Dışarıdan alınan demir +3 değerlikli olup, bunun +2 değerli demire çevrilebilmesi için vücudun ayrıca işlem yapmasına gerek vardır. Pek çok durumda bu +3 değerlikli demir, +2 ye çevrilmez. Üzüm ve pekmezde bulunan demir insan vücudunun kolayca kullanabildiği +2 değerlikli demirdir. Ayrıca üzümde bulunan meyve asitleri +2 değerlikli demirin etrafını çevreleyerek bozulmasını önlemektedir. İlaç halinde dışarıdan alınan +2 değerli demirin ağızdan mideye ininceye kadar büyük bir kısmı bozulmaktadır. Fosfor, gençlere, hamile ve emziren kadınlara çok gerekli olan ve ayrıca kalsiyum ile yakından ilgili olup kan hücrelerinde şekerin enerjiye çevrilmesinde önemli görevi olan bir mineraldir.
Karpuzun Faydaları
Yaz sıcağında en lezzetli serinleme yollarından biri olan karpuzun; kanser türlerine karşı etkisinin yanısıra kalp fonksiyonlarının ve kan basıncının düzenlenmesine de yardımcı olduğu bildirildi.
Karpuzun, bol miktarda C vitamini ve antioksidan özelliği ile çeşitli kanser türlerine karşı etkili olan Beta karoten içerdiğini belirten uzmanlar, içerdiği yüksek potasyumun da kalp fonksiyonlarının ve kan basıncının düzenlenmesine yardımcı olduğunu vurguladı.
Uzmanlar, aynı zamanda iyi bir lif kaynağı olduğundan bağırsak hareketlerini düzenleyen ve bağırsak kanserini önlemede rol oynayan karpuzun çekirdeklerinin de, içinde bulunan Cucurbocitrin adlı madde ile kan basıncını düşürmeye ve böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı olduğunu kaydetti.
Karpuz nasıl seçilmeli?
Uzmanlar, yağ ve kolestrol içermediğinden ve kalorisi de düşük olduğundan yaz aylarında yapılan diyetlerde özel bir yeri bulunan karpuzun tüketilmesi için olgunlaşmış olmasına özen gösterilmesi gerektiğini bildirdi.
Tatlı ve sulu, olgun bir karpuz seçmek için kabuğunun renginin parlak değil, mat olmasına ve tırnağınızla hafifçe kazıdığınızda yeşil kısmının kolayca çıkmasına, toprağa oturan kısmının renginin açık sarı olmasına, beyaz veya yeşil olmamasına dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden uzmanlar, eğer kesmece karpuz alacaksanız içinin renginin parlak kırmızı, çekirdeklerinin de koyu kahverengi veya siyah renkte olmasına dikkat edilmesini istedi.
Yaz meyvesi kavunun faydaları
Kavun, B vitamini, brom ve iyot içeriyor, sinirleri yatıştırıyor, kanı temizliyor ve kolay bir uyku sağlıyor. Damar tıkanıklığı, kansızlık için de öneriliyor. Ama hazmı karpuza göre daha güç. Bir de şeker oranı fazla. Ölçüyü kaçırmadan tüketmek gerekiyor. Açık renkli ve düz kabuklu "bal kavunu" iyi bir C, A vitamini, potasyum ve çinko kaynağı olarak en değerliler arasında yer alıyor. Cildi kuru olanlar için 1 ölçü süt, 1 ölçü kavun suyu ve 1 ölçü su ile hazırlanan karışım, iyi sonuç veriyor. Meyve salataları, pasta ve tartoletlerde bol bol kullanarak, hem lezzetinden hem de besin değerinden yararlanabilirsiniz.
ERİK ve FAYDALARI
Market, manav ve pazarlarda tezgahları süslemeye başlayan eriğin, bol miktarda B vitamini içerdiği ve karaciğer, kalp ve böbrek hastalıklarına, sindirim rahatsızlığı çekenlere, tuzsuz rejim yapan ve romatizma rahatsızlığı olanlara iyi geldiği belirtildi.
İlkbaharda çıkan eriğin yeşil, kırmızı ve sarı meyvesi sonbahara kadar, kurutulmuşu da yıl boyunca tüketilebiliyor. Latince adı 'Prunus domestica' olan erik, en eski yazılı belgelere göre 2000 yıldır biliniyor. Kafkasya ve Hazar Deniz'i çevresinden dünyaya yayıldığı sanılan eriğin, erkenci döneminde çıkanına 'can eriği', yaz ortalarında olgunlaşanına 'Japon ya da İtalyan eriği' deniyor. Ağustos'ta olgunlaşmaya başlayan 'Avrupa eriği' ise ekim ayına kadar yenebiliyor. Farklı dönemlerde olgunlaşan eriğin, farklı biçim ve büyüklükteki meyvelerinin ince kabuğu, türlere göre yeşil, sarı, kırmızı ve mor renkler alıyor. Türkiye'deki en tanınmış erik çeşitleri can eriği, papaz eriği, mürdüm eriği ve tatlı üryani eriği olarak biliniyor.
Türkiye'nin hemen her yöresinde yetiştirilen erik, daha çok taze meyve olarak tüketildiği gibi komposto, hoşaf, şurup, pekmez, reçel, marmelat veya kurutularak saklanıyor. Satın alırken, canlı yeşil, sert, sulu ve lekesiz olan eriklerin seçilmesi tavsiye edilirken erik, bol miktarda B vitaminleri içeriyor. Uzmanlar, eriğin bağırsakları yumuşatıcı bir etkiye sahip olduğunu ifade ederken, ayrıca potasyum ve magnezyum minerali açısından da zengin bir meyve olduğunun altını çiziyor. Uzmanlar, eriği karaciğer, kalp ve böbrek hastalıklarına, sindirim rahatsızlığı çekenlere, tuzsuz rejim yapan ve romatizma rahatsızlığı olanlara da öneriyor.
100 gr taze erik; 66 kalori, 17.8 gr karbonhidrat, 299 mg potasyum, 17 mg fosfor, 2mg sodyum, 18 mg potasyum, 0.5 mg demir, 0.4 mg lif içeriyor. Erik ayrıca, A, B1, B2, B3, B6, C, E vitamini içeriyor. Kuru eriğin, tazesine göre daha fazla ve pişirilmeden yenmesi öneriliyor.
ÜZÜMÜN FAYDALARI
İçinde bulunan bor minerali beyin fonksiyonlarını arttırmaya yarar.
Vücudumuzdaki kemik ve sinir dokusunu, kasların çalışmasını ve kalp atımlarını düzenleyen magnezyum, içeriğinde bol miktarda bulunur.
Kan oluşumu için büyük önem taşıyan ve özellikle gebelerde takviyesi gereken demir mineralini içerir.
İçinde bulunan potasyum sinir sistemi ve düzenli kalp ritmi için önemli bir mineraldir.
İçinde bulunan inositol, kolesterol düzeyini azaltmaya yardımcıdır. Ayrıca inositol, saçların büyümesi için hayati bir vitamindir.
İçinde bulunan B1 vitamini kan şekerinin yakılması, kalp sağlığının korunması ve öğrenme gibi beyin fonksiyonları için gerekli olan bir vitamindir.Yaşlanmaya karşı koruduğu gibi alkol ve sigaranın zararlı etkilerini de azaltır.
Üzüm lifli bir meyvedir. Lifli besinlerin kan şekerinin daha dengeli yükselmesini sağladığı, kabızlık ve bazı kanser türlerinin önlenmesinde yararlı olduğu saptanmıştır.
ÜZÜMÜN TARİHTEKİ YERİ
Bağcılık için yerkürenin en elverişli iklim kuşağı üzerinde bulunan ülkemiz, asmanın gen merkezi olmasının yanı sıra son derece eski ve köklü bir bağcılık kültürüne de sahiptir. Anadolu 'da bağcılık kültürünün tarihi oldukça eskidir. Yapılan arkeolojik kazılardan Anadolu 'da bağcılık kültürünün M.Ö. 3500 yılına kadar dayandığı saptanmıştır.
Ülkemizin değişik yörelerinden arkeolojik kazılardan çıkarılan tarihi eserlerde üzümle ilgili şekil ve kabartmaların yer alması, o yörede bağcılık kültürünün yaygın olduğuna işaret eden en önemli göstergelerdir. Gerçekten ülkemizde her bölgede yapılan kazılarda bağcılıkla ilgili tarih öncesi devirlere ait önemli eserler bulunmuştur.
Arkeolojik buluntulardan Anadolu 'da Hititler zamanında asma ve şarabın büyük önem taşıdığı, M.Ö. 1800-1550 yıllarında bağcılığın çok gelişmiş olduğu, dini merasimlerde ve sosyal yaşantıda üzüm ve şarabın tanrılara adak olarak sunulduğu kaydedilmektedir. Hititler bağ ve bahçe gibi varlıklarını korumak için bugünkü anlayışa uygun tarım yasalarını da uygulamışlardır. Yozgat Alişar 'da elde edilen kazılardan M.Ö. 1800-1600 yıllarına ait üzüm salkımı şeklinde şarap ve içki kabı bulunmuştur. Bütün bunlara ek olarak Çorum Alacahöyük 'de kral mezarlarından M.Ö. 2300 yıllarına ait altın şarap bardağı ile şarap testisinin bulunması. Ege ve Marmara bölgesinde bağcılığın geliştiği yörelerde (Lapseki, Çanakkale, Bergama, Aliağa ve Dikili, Bozcaada, Çeşme, Karaburun ve Seferihisar 'da ) basılan paralar üzerinde üzüme, şarap kabına ve Amfora yer verilmiş olması bağcılığa ve şaraba verilen önemi göstermektedir.
Anadolu uygarlıklarının tarihinde bağ ve şarap halkın geçiminde ve ticarette daima önemli bir rol oynamıştır.
Tarih boyunca Anadolu'da elde edilen üzümler çoğunlukla kuru ve yaş olarak tüketildi. Bir kısmı da pekmez, bulama, pestil, lokum ve köfter şeklinde değerlendirilirdi.
İNSAN SAĞLIĞI ve BESLENMEDEKİ ÖNEMİ
Çeşitli değerlendirme yöntemlerinin oluşu, iklim ve toprak istekleri yönünden çok seçici olmayışı, çok yıllık olması ve çoğalma yöntemlerinin kolay oluşu gibi etkenlerin etkisi ile Dünyadaki en yaygın kültür bitkilerinden biri üzümdür. Bileşimi ile ilgili verilere göre;karbonhidrat içeriği dolayısıyla (1,276kJ / 305 kcal) iyi bir enerji kaynağı, B1, B2 vitaminleri ve çeşitli mineral maddeler içerdiğinden iyi bir besin, faydalı bir ilaçtır. Özelikle bedensel gelişme, deri ve saç beslenmelerinde iltihaplı, ateşli hastalıklar ve madensel tuz eksiklikleri, böbrek ve karaciğer hastalıklarında yararlılığı tıpça tespit edilmiştir.
Kimyasal açıdan çekirdeksiz üzümün kalori verici oluşu bünyesinde bulunan karbonhidratlardan ileri gelmektedir.
100 gr. çekirdeksiz kuru üzümde genel olarak :
%77.4 Karbonhidratlar
2.82 gr Protein
%15 (±1.5) Rutubet
%0.5 Kaplama Yağı
vardır.
100 gr. çekirdeksiz kuru üzümdeki Vitaminler şunlardır :
0.147 mg B1 Vitamini
0.073 mg B2 Vitamini
100 gr. çekirdeksiz kuru üzümün ihtiva ettiği mineraller şöyle sıralanabilir :
4 mg Demir 30 mg Magnezyum
190 mg Fosfor 53 mg Kalsiyum
Çekirdeksiz Kuru Üzüm Yemek İçin Yeni Bir Sebep Daha Var *
Her yıl yaklaşık 100,000 kişide kolon kanseri teşhis edilmektedir. Sağlıklı bir diyet bu kanserle mücadelede çok önemli bir rol oynamakta olup çekirdeksiz kuru üzüm de bu mücadelenin önemli silahlarından biridir. ABD 'de yapılan son bilimsel araştırmalar kuru üzümün, kolonları sağlıklı tutan, inulin adlı bir madde içermekte olduğunu ortaya çıkartmıştır.
ABD 'li bayan beslenme uzmanı Julie Jones,Ph.D., inulin vücutta kolonlara nüfuz ettiğinde faydalı bakterilerin oluşmasını teşvik ederken zararlı bakterilerin ise gelişimini sınırladığını, inulin fermantasyonunun sağlıklı kolon hücrelerinin gelişmesine yarayacak uygun koşulları sağladığını ve rahatsızlıklara yol açan anormal hücre gelişimini engellemekte olduğunu açıklamıştır.
Amerika'da son elde edilen bağımsız laboratuar analiz sonuçlarına göre ¼ fincan kuru üzüm 1.5 gr inulin ihtiva etmektedir. Sözü edilen miktardaki kuru üzümün içerdiği inulin Amerikan Tarım Bakanlığının yaptığı anketlere göre ABD 'lilerin tüketiminin %58 'ini oluşturmaktadır. İyi bir inulin kaynağı olduğu bilinen ve tüketimi yaygın olan diğer bazı gıdalar soğan, sarımsak ve buğday olarak sıralanmaktadır.
Inulin, peribiotik adı altında sınıflandırılan maddeler gurubundandır. Faydalı bakterilerin üremesi için uygun ortam sağlayan peribiotiklerden bazıları; lactobacilli ve bazı yoğurtlarda bulunan bifidobacteria'dır. Bu maddelerin tüketimi, antibiyotik kullanımından sonra, hem faydalı hem de zararlı bakteriler öldüğünden, faydalıdır. Peribiyotikler, zararlı bakterilerin üremesini de yavaşlatırlar.
Temmuz 1999 'da Journal of Nutrition (beslenme dergisi) 'ın eki olarak yayımlanan çoklu araştırma çalışmaları inulin ve diğer peribiotiklerin kolon sağlığına etkilerini ortaya koymaktadır. D. J. Jenkis ve çalışma arkadaşlarının bir çalışması inulin fermantasyonunun kolonlarda faydalı bakteri üremesini artırdığını göstermektedir. Bu bakteriler E. Coli gibi gıdalardan kaynaklanan hastalıkların oluşumuna sebebiyet veren organizmaların da oluşumunu engellemektedirler. Bir diğer çalışma da H. S. Taper ve M. Roberfroid tarafından hayvanlar üzerinde yapılmış ve inulin fermantasyonu sayesinde kısa yağ asidi zincirlerinin oluştuğunu ve bu asitlerin sağlıklı kolon hücrelerinin gelişimini teşvik edip, tümör oluşumunu engellemekte olduğunu ortaya koymuştur.
Bayan Jones, inulin fermantasyonu ile oluşan asitlerin, fazla et içeren diyetlerin sonucunda ortaya çıkan yüksek kolon Ph 'sını da düşürdüğünü belirtiyor ve yüksek kolon Ph 'sının kolon kanseri oluşumunda bir risk faktörü olduğunu belirtiyor. Pek çok beslenme uzmanları, yetişkinlerin günde 8 - 10 porsiyon meyve ve sebze tüketmesi gerektiğini, ancak ABD 'de yapılan anket sonuçları ABD halkının çoğunluğu tavsiye olunan günlük 25 gr lifli gıda tüketiminin yarısı düzeyinde kaldığını göstermektedir.
Diyetimize kuru üzümü dahil etmek, içerdiği doğal olarak ortaya çıkan inulin maddesi sayesinde hem kolonlarımızı koruyacak hem de günlük meyve ve lifli gıda gereksinimimizin karşılanmasını sağlayacaktır.
www.taris.com.tr'den alınmıştır.
Armut
Armutun su söktürücü ve doyurucu etkisinden dolayı rejimde dietlerde acıkma hissini bastırmak için birebirdirler.
Aynı zamanda bazı güzelleştirici vitaminleri de taşıyan bu tatlı meyve mineral yönünden de zengindir. Örneğin; Beta Karotin, sağlıklı ve pürüzsüz bir cilt oluşumunu, vitamin C ise, dokuların sağlam olmasını sağlar. Ayrıca diş ve kemiklerin güçlenmesi için kalsiyum ve fluor içerir.
Böğürtlen
Böğürtlen içermiş olduğu yüksek miktarda C vitamini sayesinde sadece bağışıklık sistemini güçlendirmeyip aynı zamanda soyulmuş ve yıpranmış derinin yeniden oluşumunu da sağlamaktadır.
Çilek (Kırmızı, baştan çıkarıcılar)
Güzellik için çilekler çok iyi birer temizleyicidirler ve böylelikle sivilcelere karşı savaşırken mutlaka cephanenizde bulundurmanız gereken bir meyvedir. Aynı zamanda C vitamini içermektedir.
Greyfurt
Greyfurt içerdiği yüksek miktarda C vitamini ve kalsiyum sayesinde sıkı bir cilt dokusu ve sağlıklı diş için gereklidir.
Ahududu
Bu güzellik meyvesi A vitamini sayesinde cildin ve gözlerin sağlıklı olmasını sağlar. Vitamin b1 sinirleri yatıştırıyor, vitamin b2 enerji oluşumu için ve C vitamini güçlü bir cilt dokusu ve gerilmiş bir cilt için gereklidir.
Kalbin 3 Düşmanı
1. Yüksek Tansiyon: Tansiyon, kalbimizin kasılması esnasında, kanın damarlara pompalandığında, damarlar üzerine yaptığı basınçtır. Kalp kasıldığında, damarlardaki basınç büyük tansiyon, gevşediğinde damarlarda hissedilen basınç küçük tansiyondur. Büyük tansiyon 140mm Hg., küçük tansiyon ise 90 mm Hg'den fazla ise tansiyon yüksek kabul edilir. Sabah uyanıldığında ense bölgesinde ağrı, bazen baş dönmesi, çarpıntı ve çabuk yorulma gbi şikayetler yüksek tansiyon belirtileridir.
2. Kolesterol: Özellikle hayvansal gıdalarda bulunan ve fazla miktarda alındığında damar iç yüzeyine yapışan kolesterol isimli bir yağdır ki, esnek olan damarlarımızın esnekliğini azaltır ve damar duvarında birikerek, damar boşluğunu azaltır.
3. Şeker Hastalığı- Diyabet: İnslin isimli pankreastan salgılanan hormon, besinlerle alınan glikoz adlı şekeri, vücudun kullanması için, kandan dokulara verir. Şeker hastalığında insülin bu görevi yapamaz ve kanda glikoz artar. Kan şekeri normal seviyelerde tutulamadığında göz, böbrek, sinir sistemi ve daha birçok bölgede tedavisi mümkün olmayan hasarlar meydana getirir. Çok su içme, sık ve bol idrar, sık acıkma, aşırı yemek yeme, yorgunluk ve halsizlik başlıca belirtileridir. Çok aşırı yükselmelerde vücuttan aseton kokusuna benzer bir koku gelir. Aç karnına yapılan kan tahlilinde 126 mg/dl üzeri çıkarsa, şeker hastalığına işarettir. Şeker hastalığı ömür boyu sürer.
Kalp için zararlılar:
Sigara ve içilen yer.
Gerginlik ve stres.
Hareketsizlik ve kirli hava.
Sağlıksız beslenme.
Alkol ve tuz kullanma.
Hayvani yağ ve kırmızı et.
Hamur işi ve kızartma.
Hazır besinler.
Aşırı şişmanlık.
Şeker ve tuz.
Fazla yumurta.
Sosis, hamburger.
Kalp için faydalılar:
Yeşil sebze ve meyveler.
Tahıl ve baklagiller.
Kepekli ekmek.
Balık ve tavuk.
Yağsız yoğurt ve süt.
Sıvı yağlar.
Egzersiz yapma.
Temiz hava.
Düzenli bir hayat.
SARIMSAK
Sarımsak, çok faydalıdır. Tam bir antibiyotik, yani, mikrop öldürücüdür. Dizanteri, kabızlık, kanser, bronşit, verem, siyatik, astım, varis vs. hastalıklara çok faydalıdır. Ayrıca;
Dolaşım bozukluğunu giderir.
Solucan, tenya, şerit düşürür.
Mide, bağırsak gazını giderir.
Kalp rahatsızlığını giderir.
Egzoz gazına panzehirdir.
Mesane taşlarını düşürür.
Böbrek taşına mani olur.
Cilt hastalıklarını önler.
Bağırsakları yumuşatır.
Damar sertliğini önler.
Güç ve kuvveti artırır.
Romatizmayı hafifletir.
İnsana canlılık verir.
Tansiyonu ayarlar.
Hazmı kolaylaştırır.
Ateş düşürücüdür.
Yorgunluğu önler.
Balgamı söktürür.
İştah açar.
LİMON
Harika bir C vitamini deposu olan Limon, tabiri uygunsa, "Vücudumuzun Doktoru" gibidir. İşte birçok derdin şifası Limon'un bazı faydaları:
- Kalbi ferahlatır.
- İdrar söktürür.
- Hazmı kolaylaştırır.
- Tansiyonu düşürür.
- Damar sertliğini giderir.
- Mide bulantısını giderir.
- Grip ve nezleye şifa verir.
- Diş etlerini kuvvetlendirir.
- Baş dönmesini durdurur.
- Damar tıkanıklıklarını açar.
- Gıda zehirlenmelerini önler.
- Karaciğer için çok faydalıdır.
- Böbrek tıkanıklıklarını giderir.
- Bademcik iltihaplarını geçirir.
- Felç hastalarına tavsiye edilir.
- Bağırsak ve idrar yollarını temizler.
- Sivilceleri giderir, cilde güzellik katar.
- Zehirli hayvan sokmalarına karşı panzehirdir
GIDA ZEHİRLENMESİNİN GÖRÜLME SIKLIĞI
Türkiye'de bir kişinin yılda ortalama üç kez gıda zehirlenmesine maruz kalabildiğini belirten uzmanlar, özellikle yaz aylarında açıkta satılan yiyeceklerin zararlarına karşı uyarıyor. Genellikle ani başlayan karın ağrısı, bulantı, kusma, ateş ve ishalle belirti veren gıda zehirlenmeleri
Gıda zehirlenmelerinin görülme sıklığı nedir?
Besin zehirlenmesi sadece geri kalmış ülkelerde değil her ülkede görülür. Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre son yıllarda yılda 400-500 kez gıda zehirlenmesi salgını yaşanıyor. Bu salgınların her birinde 30-100 kişi etkileniyor. ABD'deki istatistiklere göre görülme sıklığı 10-15 binde bir.
Zehirlenmelerinin nedenleri nedir?
Gıda zehirlenmeleri üç yolla olur. Birincisi, bakterilerin gıdalar içinde önceden üreyip toksinlerini salgılaması ve gıda içinde artan toksinlere bağlı olarak gelişen tipidir. Daha yiyeceği yemeden toksini direkt olarak vücuda alırsınız. İkincisi, bakterilerin alınması ve daha sonra insan bağırsaklarında çoğalmasıyla gelişen zehirlenmeler. Üçüncüsü de bakır, çinko gibi ağır metaller ve kimyasal maddeler yoluyla olan, örneğin mantarların yenmesiyle ortaya çıkan zehirlenmeler. Bu grupta öldürücü olabilen en önemli besin mantarlar. Uygun ısı ve nemin bulunduğu her ortamda bakteriler üreyebilir.
İYOTLU TUZ
Vücuda yiyecekler ve su ile alınan, insan vücudunda çok az miktarda bulunan, normal büyüme için gerekli minerallerden biri olan iyor eksikliği; düşük, ölü doğum, bebek ölümlerinde artma, zeka geriliği, sağırlık, cücelik, guatr gibi rahatsızlıkların görülmesine neden oluyor.
İyot kolay ayrışan bir mineral olduğundan dolayı; gün ışığından fazla nemden ve yüksek sicaklıkta azalabilir. Bından dolayı; iyotlu tuz, koyu renkli kapaklı bir kapta veya dolap içinde ışık almayacak şekilde saklanmalı. Muhafaza edildiği yer, nemli olmamalıdır. İyotlu tuz yemek pişerken kaybolmaması için yemek ateşten indirilirken veya sofrada yerken konmalıdır.
Bir çay kaşığı iyot, bir insanın yaşam boyu iyor gereksinimini karşılamaya yeterlidir. Ancak, iyodun insan gelişiminin kritik evrelerindeki eksikliği, bugün de dünyada zihinsel geriliğe yol açan en önemli neden.
Vücudumuzun gelişmesi beyin ve sinir sistemimizin çalışması, aktivitelerimizin ve vücut ısımızın sürmesini sağlayan tiroid bezi hormonlarının yapımı için iyot gereklidir. Ülkemizin büyük bir bölümünde kullanuılan içme sularında iyot yetersizdir.
Günde 5-15 gr tüketilen iyotlu tuz ile ortalama 150 mikrogram iyot alınır. İyot indanda zeka artışında (IQ) %13,5 oranında etkilidir.
MEYVE SUYUNDA KANSER ALARMI
İngiltere'de içinde dünya sağlık örgütü tarafından tavsiye edilen miktarın çok üzerinde, kansere neden olabilen benzen maddesi tespit edilen meyve suları toplatılıyor. Çocuklara yönelik bol şekerli meyve aromalı içecekler üreten 26 ayrı firmanın ürünlerinden 4'ü, içme sularında izin verilen miktarın çok üzerinde benzen içerdiği gerekcesiyle toplatılma kararı alındı. Kansere neden olabilen maddeyi içeren 22 ürünün raflardan kldırılmasına başlandığı bildirildi.
Yapılan analizlerde bazı içeceklerde izin verilenden 36 kat fazla benzen tespit edildiği belirtiliyor.Times bu içecekleri üreten firmalar arasında Schweppes, Robinsons, Kia-Ora, Vimto ve Lit'in bulunduğunu belirtti.
Kaynak: Gümüşkoza.04.04.2006
PATLICAN
A vitamini, fosfor ve kendine has bazı esaslara sahiptir. Bunlarla sinirleri teskin eder ve kalp çarpıntısını giderir. Pankreas, karaciğer ve böbrekleri kuvvetlendirir. Bol idrar söktürür, vücuttaki fazla suyu dışarı boşaltır ve kilo verdirir. Şeker hastaları; patlıcan salatasından çok fayda görürler. Kansızlığa iyi gelir, kanı artırır. Kalbe sükunet verir.
Yenilecek patlıcanlar tam olgunlaşmış olmalıdır. Mevsim sonu; yarısı ham, olgunlaşmamış, uçları yeşil kalmış patlıcanlar solanin denilen kuvvetli zehir içerirler. Bunlar, insanda bulantı ve ishal yapar.
Patlıcan; en sağlıklı olarak kül veya ocakta pişirilip kabukları soyulmalı ve ince kıyılmalı; tencere de bol zeytinyağı ile kıyılmış bir soğan kavrulmalı ve üzerine patlıcan katılıp yenilmelidir. Patlıcanın sulu yemeği de yapılabilir. Mide, bağırsak, karaciğer hastaları iyileşinceye kadar patlıcan yememelidir.
"Doğadan Gelenler"
Vitamin kutuları mutfak tezgahını kaplamaya başladıysa, belki de doğaya dönmenin zamanı gelmiş demektir. Neden gerekli vitaminler için bu sihirli sebze ve meyveleri denemiyorsunuz?
Vücudu zararlı maddelerden arındırmaya çalışan ve hücrelerimizi koruyan mekanizmaya antioksidan mekanizması denir. Antioksidan maddeler; hem vücutta (enzimler ve diğer maddeler) bulunmaktadır hem de dışardan aldığımız besinlerden karşılanmaktadır. Her hücremizde antioksidan bulunmaktadır. Ama özellikle karaciğer, bu konuda tüm yönetimi ele almıştır. Detoksifikasyon merkezi olarak da karaciğer gösterebilir. Detoksifikasyon da vücudu zararlı maddelerden arındırma işlemidir.
Besinler, üretim safhasından başlayarak, mutfağımıza gelene kadar birçok işlemden geçer ve belirli oranlarda toksin (zararlı maddeler) kazanırlar. Özellikle tarımsal ilaçların kullanılması, havadan, sudan, topraktan gelebilecek zararlı maddeler, saflaştırılma, korumak amacıyla koruyucu maddeler katılması, boyama gibi işlemler de düşünülürse bir miktar toksin içerdiği ortaya çıkmaktadır.
Vücudumuz da günlük işlevlerini gerçekleştirirken toksin üretir. Vücuda gerekli olan enerji üretilirken serbest radikaller denilen ve vücutta istenmeyen maddeler oluşur. Bunlar vücuttan uzaklaştırılamazsa; kanser, kalp hastalıkları, erken yaşlanma, artrit gibi riskleri artırmaktadır. Bunların yanında baş ağrıları, halsizlik, yorgunluk gibi günlük olarak sürekli şikayet ettiğimiz rahatsızlıkların da nedeni olabilmektedir.
Toksinleri vücuttan uzaklaştıran başlıca organımız karaciğerdir. Bu maddeler; böbreklerden idrarla, deriden terle, bağırsaklardan dışkı yoluyla atılmaktadır.
Sağlıklı bir vücut, belli düzeydeki toksinleri vücuttan rahatlıkla uzaklaştırabilir. Fakat vücutta fazla miktarda toksin varsa bu denge bozulur. Toksinler hücrelerin içinde birikmeye başlar ve onların çalışmalarını engeller. Günlük işlevini tam yapamaz duruma gelen vücut, gerekli enerjiyi üretemediğinden yorgunluk, halsizlik, konsantrasyon güçlükleri, bellek zayıflığı gibi istenmeyen durumlarla karşılaşılır.
Bu maddelerin vücutta birikmesini önlemek ve vücuttan uzaklaştırılmasını sağlamak için vitamin ve minerallere ihtiyacımız vardır. Antioksidan vitamin olarak bilinen A, C ve E vitaminleri yanında, özellikle çinko ve selenyum mineralleri de serbest radikal olarak adlandırdığımız bileşikleri vücuttan uzaklaştırmada görev almaktadır. Özellikle dışardan aldığımız antioksidan özellikli bu maddeler, hücrelerimizi koruyucu onarıcı etkilerinden dolayı çok önemli antioksidanlardır. Antioksidan kapasitesi en yüksek olan alfa tokoferoldür. Hücrelerin yapısında bulunan yağ asitlerinin yapılarının bozulmasını önler böylece hücrenin sağlam kalmasını sağlar.
Organizmamız kompleks bir yapıdadır ve çok çeşitli ihtiyaçları vardır. Vücudun ihtiyacı olan vitamin ve minerallerin hepsi birbirinden etkilenmekte ve böylece düzenli bir şekilde çalışmaktadırlar. Nasıl bir elin beş parmağı tüm el fonksiyonumuzu gerçekleştirmek için gerekli ise vitamin ve mineraller de tüm fizyolojik olayların gerçekleştirilmesi için gerekli olan parmaklardır.
Her zaman sloganımız; sağlıklı ve dengeli beslenmenin öğrenilip, uygulanabilmesidir. Gün içerisinde ortalama 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmesi vitamin ve mineral ihtiyacımızın karşılanması açısından önemlidir. Bunun yanında yeterli miktarda et, süt, tahıl grubu besinlerin tüketimi de çok önemlidir.
İNCİR
Ülkemizde en çok Aydın ve İzmir de yetişen incirin çok fazla çeşitleri vardır.
İnsan vücuduna faydaları saymakla bitmez. Enerji verir. Vitamin ve mineral bakımından zengin bir gıdadır. Yüksek oranda kalsiyum ve demir içerir ve bu yüzden kansızlığa ve kemik hastalıklarına iyi gelir. Bağırsaklardan toksik maddelerin atılması kandaki kollestrol seviyesinin düşürülmesi gibi faydaları da vardır. Kalbe ferahlık verir, kuluncu ve sindirim organı sancılarını giderir.
Süt ile kaynatılan incir ses kısıklığına iyi gelir. Ağacının dalları kırıldığında akan süt, siğil ve nasırlara sürülürse çok iyi gelir. İnciri cevizle birlikte yerseniz hem bronşite iyi gelip öksürüğü keser hem de vücudunuzu zehirden korur. Ayrıca Nezleye de iyi gelir. İnciri süte, sirkeye yada zeytinyağına batırarak yerseniz basur şikayetleriniz ortadan kalkar. Sesiniz kısıldıysa bir su bardağı sütün içine yine inciri atıp kaynatın ve sonra bunu için. Bağırsak iltihabı olanlar inciri çok yemelidir.
İncirin kurutulmuşu çok değerli olup, iyi bir besin kaynağıdır. Balgam söktürücü, yumuşatıcı olarak kullanılır. Ayrıca kış aylarında vücudun direncini arttırır, pek çok sağlık sorununa karşı güç ve dayanıklılık kazandırır.
İncirin içeriğinde şeker, organik asitler, sabit yağ ve A,B,C vitaminleri vardır.
DEMİR EKSİKLİĞİ KANSIZLIĞA NEDEN OLUR
Kansızlık çabuk yorulma, halsizlik, nefes darlığı, göğüs ağrıları, ciltte solukluk, kalp yetmezliği, kalp ritim bozukluğu gibi belirtiler tespit edilebilir. Dışkıda kan görülmesi, siyah dışkılama, ishal, dilde yara,sinir sistemini ilgilendiren belirtiler, eklem ağrıları, kolay kanama, kabızlık, karın ağrısı, kilo kaybı, bulantı belirtiler arasında yer alıyor.
Mide bağırsak kanserlerinde de demir eksikliği sık görülüyor.
Ağrı kesici kullanmak, demirden yoksun diyetle beslenmek, bağırsak parazitleri, aşırı çay, kahve, kola tüketmek v.b demir eksikliğine neden olur.
KALBİN DOSTU BALIK
Gümüşhane Tarım İl Müdürlüğü Gıda Kontrol Şube Müdürü Mehmet Özdemir, yaşlıların, kalp hastalarının, beyin kanaması geçirmiş kişilerin ve sindirim yolu hastalarının balıkla beslenmesini önerdi.
Bu yıl denizlerimizde bol miktarda balık olması nedeniyle fiyatların çok uygun olduğunu belirten Gıda Kontrol Şube Müdürü Mehmet Özdemir, balığın besin değeri ve sağladığı yararların yanı sıra uygun fiyatı nedeniyle ülkemizde tüketiminin arttığını söyledi.
Özdemir "Balığın besin değeri ve vücudumuz için sağladığı yararlar insanımızın ekonomik açıdan beslenme alışkanlıklarını da etkilemektedir. Balık eti bol miktarda Omega-3 yağ asidi içermektedir. Bu yağ asidi kandaki kolesterol ve kan basıncı düzeyini ayarlar. Kanı inceltir ve damarlar içerisinde pıhtı oluşumunu engeller. Omega-3 yağ asidi yağlı balıklarda fazla bulunur. Yapılan araştırmalarda balık yağında kolesterol yok denecek kadar az bulunmaktadır. Balık yağı aynı zamanda iyi huylu kolesterolü (HDL) artırır, kötü huylu kolesterolü (LDL) düşürücü etkisi vardır. Ayrıca kalp krizi sonrası ölüm ve felç kalma riskini azaltır. Özellikle sahip olduğu protein, A Vitamini ve mineraller sayesinde bilhassa gelişme çağındaki çocuklarda zeka seviyesini artırarak, büyüme ve gelişmeye de yardımcı olur" dedi.
|
|
|
Dünyada heryıl 10 milyon insan, kansere yakalanıyor. 2020 yılında bu rakam 17 milyon olacağı tahmin ediliyor. Ülkemizde heryıl 2500-3 bin çocuk ayrıca 150 bin insanımız kanser yakalanıyor. En fazla görülen kanser türleri erkeklerde prostat, kadınlarda meme kanseri. Sigaraya bağlı olarak, akciğer kanserinde artış görülüyor.
Yiyecek ve içeceklerden insanlara bulaşan hastalık etken sayısı yaklaşık 250 olduğu söyleniyor.
Sağlıkta kalite seçim değil zorunluluktur. Defolu üretilen bir malın yenisi üretilebilir. Hatalı bir davranış özür dileyerek düzeltilebilir. Buna karşılık insan sağlığı gibi önemli bir konuda verilen hizmetin sonucu doğrudan insanın yaşam hakkını etkilediği için telafisi müm kün değildir.
HORMONLU MEYVE ve SEBZELERİ TANIMANIN YOLLARI
Domates: kestiğimizde içi boş olur, uçlarında sivri memeler oluşur. Etinin ortasında beyaz, sert bir tabaka görülür.
Biber: Aşırı büyük ve etli görülür. Çekirdek evi boş olur. Etli kısmında sertlik oluşur.
Hıyar: Şekilsiz, bir ucu kalın diğer ucu ince veya yan yana yapışık olur. İçi sünger gibi, çekirdek evi koftur, bazen çatallı olur.
Patlıcan: Şekilsiz olur. Çift ürünler ve sünger gibi kofluk oluşur.
Patates: Şekilsiz patates yumruları yapışık olur. Yumru ve şişkinlikler görülür. İçinde kararmalar olur.
Karpuz: Çekirdek yeri boştur. Nişasta kokusu vardır.
Çilek: İriliği her zaman hormondan olmaz. Çilekte hormondan değil, zirai ilaçtan korkun. Çok bol suyla yıkandıktan sonra tüketilmeli. Çünkü zirai ilaç, kabuk olmadığı için çileğin içine geçebilir.
PİRİNCE İNSAN GENİ NAKLETTİLER
Japon bilim adamlarının pirinç tanesine insan geni yerleştirmeleri tartışma yarattı. İngiliz Gene Watch kurumu yetkilileri, "İnsan genlerini gıdalara naklederek modern yamyamlık dönemi başlatılıyor. Frankenstein yiyecekler, tüm insanlığı tehdit ediyor" açıklamasını yaptı. Japonya Ulusal Tarım Enstitüsü ise "Yiyeceklerin sağlıklı olmasını sağlıyoruz" diyerek savunma yaptı. Uzmanlar pirinç tanelerine insan karaciğerinde bulunan CPY2B6 adlı geni yerleştirdiklerini belirterek şöyle konuştu: "Bu gen insan vücudundaki zararlı kimyasal maddelerin parçalanması konusunda faaliyet gösteriyor. Geni pirince koyduğumuzda ayni işlemi yaptığını gördük. Gen tarım ilacı kalıntılarını tamamen yok ederek, pirinçteki insan sağlığına zarar verecek tüm öğeleri ortadan kaldırdı" dedi.
Brokoli içerdiği sulforaphane maddesiyle, vücutta tümor oluşumunu önleyici enzimlerin üretilmesini etkileyerek kanser oluşumunu bloke etmektedir. Elde edilen sonuçlere göre sulforaphane, kansere yakalanma rizkini %60-80 azaltmakta ve hali hazırda oluşmuş tümörlerin de küçülmesinde etkili olmaktadır.
KEKİK BALI
Difteri, boğmaca, verem, ülser, bazı cilt ve sinir sistemi rahatsızlıklarının tedavisinde, solunum yolu rahatsızlıkları, akçiğer sorunları, nefes darlığı gibi sorunlarda ferahlatıcı ve vucudu dezenfekte edici özellik gösterir.
Beslenmede Lifli Gıdaların Önemi
Sağlığımız için koruyucu, sindirim sistemimiz için son derece faydalı olan lif hakkında ne kadar bilgiye sahipsiniz? Günde belirli bir miktar lifli besin tüketerek; kroner kalp hastalığı, safra kesesi rahatsızlığı ve bazı kanser türlerine karşı doğal bir zırh elde edebileceğinizi biliyor musunuz?
Lifler, sebze ve meyvelerin vücut tarafınden sindirilmeyen, emilen bölümüdür. Lif, geniş bir kimyasal etkiye sahiptir ve temel olarak suda çözünür ve suda çözünmez olarak iki gruba ayrılır. Her iki lif grubu da bitkilerde bulunur ve sindirim sisteminden parçalanmadan geçer. Bu ikinci yönüyle kişiyi uzun süre tok tutma özelliğine sahiptir.
Lifle ilgili gerçekler:
1. Suda çözünmez lif sünger gibidir ve kendinden katça fazla suyu içine çeker, bağırsaklarda şişerek hacim kazanır.
2. Suda çözünmez lif, yoğunlukla hububat ve meyvede, suda çözünür lif ise daha çok sebze, meyve, tohum, esmer pirinç ve yulafta bulunur. Suda çözünür lif, vücut için faydalı kimyasalların yitirilmesine engel olur.
3. Suda çözünmez lifler kabızlığı önlemek için idealdir.
4. Günlük lif ihtiyacı 20-35 gr.'dır. Bu ihtiyacın karşılanması için gün içinde sebze-meyve, kepekli ürünler ve kuru baklagillerden en az 3-4 porsiyon yenilmesi önerilmektedir. Sebze, meyve ve tahıllarda doğal olarak bulunan lifler bağırsaktaki yararlı bakterileri uyararak, prebiyotik etki sağlamaktadır.
5. Az et, çok lifli besin diyetini uygulayan kişilerde kolon kanserine yakalanma riski düşüktür.
6. Lifli besinler kolesterol seviyesini düşürdüğünden kalp hastalıkları riskini azaltır.
7. Vücuttaki şeker seviyesini dengelediğinden, lif şeker hastaları için de son derece faydalıdır.
8. Sindirim sisteminin sağlıklı işlemesinde önemli rol oynar. Sağlıklı bir diyetin vazgeçilmezidir.
9. Lif yönünden zengin besinler ve 'tam' olarak tanımlanan tahıllar tokluk hissini artırır, bu şekilde kilo alınmasını önler.
Lifin gücünden yeterli oranda faydalanabilmek için:
1. Çeşit yönünden zengin beslenin. Kepek en iyi lif kaynağıdır. Sofralarınızdan kepekli besinleri eksik etmeyin.
2. Bol bol meyve ve sebze tüketin. Bu tip besinleri - elma, patates, havuç vs.- kabuklarıyla tüketmeye özen gösterin.
3. Lifli besinlerden yeterli faydayı sağlayabilmek için bol bol sıvı tüketin.
4. Canınız bir şeyler atıştırmak istediğinde abur cubur yiyeceğinize çiğ sebzeleri tercih edin.
5. Meyvenin suyunu içmek yerine, bütün olarak yiyin.
8 gr
Lif yönünden zengin besinler ve içerdikleri lif oranları:
Elma (1 porsiyon) 2.4 gr
Kuru Kayısı (100 gr) 8.9 gr
Muz (100 gr) 2.3 gr
Siyah Üzüm (100 gr) 7.8 gr
Haşlanmış Fasulye (100 gr) 6.9 gr
Brüksel Lahanası (100 gr) 3.8 gr
Bezelye (Haşlanmış-70 gr) 5.1 gr
Kestane (5.5 gr) 3.0 gr
Kahverengi Ekmek (1 dilim) 2.2 gr
Tam Kepek Kahvaltı Gevreği (30 gr) 9.0 gr
Pişmiş Yulaf (Sütlü-180 gr) 12.2 gr
Soya Unu (100 gr) 10.7 gr
Tam Buğday Unu (100 gr) 8.6. gr
Kepekli Spagetti (Haşlanmış-220 gr) 8.8 gr
BESİN ZEHİRLENMESİ
Besinlerin hazırlanması sırasında temizlik kurallarına gereken özenin gösterilmemesi, besin zehirlenmelerine yol açabiliyor. Besin zehirlenmeleri kontamine yiyecek ve içeceklerle oluşuyor. Besinler ve içecekler infeksiyona yol açan mikroorganizmalarla veya toksit maddelerle bulaştıklarında zehirlenmeye neden oluyorlar. Bunların yanısıra nadiren yenilmemesi gereken bir bitki veya hayvanın yenmesi de besin zehirlenmesi tablosunu ortaya çıkarabiliyor.
Besin zehirlenmeleri az gelişmiş ülkelerde daha sık gözleniyor. Bunda yetersiz çevre koşulları, toplumun düşük eğitim düzeyi de önemli rol oynuyor. "Gelişmiş ülkelerde de besin zehirlenmesi görülüyor. Bunda ise artan yaşlı nüfus, bağışıklığı baskılanmış hasta sayısındaki yükseliş, çok büyük ölçeklere varan besi hayvancılığı ve tavukçuluk nedeniyle potansiyel rezervuarların artması etkili oluyor. Ev dışında daha çok yemek yenmesi de zehirlenmelere neden olan faktörler arasında yer alıyor" Yiyecek ve içeceklerin saklanması, hazırlanması ve sunulması aşamalarında uygun sağlık koşullarının olmamasının besin zehirlenmelerinin önemli bir sorun haline gelmesine yol açmaktadır. Ayrıca; "Kişisel hijyene dikkat edilmemesi, suların kirli olması, lağım sularının uygun şekilde izolasyonunun yapılmaması, dezenfeksiyonun yetersiz olması, taşıyıcıların tedavi edilmemesi, besin zehirlenmelerine neden oluyor. Besin zehirlenmelerinin belirtileri tabloya yol açan bakterinin özelliğine göre değişiyor. Ancak pek çoğunda, bulantı, kusma, ateş, karın ağrısı, kanlı-mukuslu olabilen ishal, özellikle kolera gibi şiddetli ishal ile seyreden tablolarda su kaybı belirtileri ile oluşuyor. Süt ve süt ürünleri, kremalı yiyecekleri, tavuk mamülleri diğer kümes hayvanlarının etleri ile hazırlanan yiyecekler, mayonezli, yumurtalı yiyecekler, pişirilip uygun koşullarda saklanmayan etler, deniz ürünleri, bozulma riski yüksek yiyeceklerdir."
Bunlara dikkat edi
. Yiyecekleri dışarıda, açıkta bırakmayın, olabildiğince buzdolabında saklayın.
. Sebze ve meyveleri çok iyi yıkayın.
. Besinleri mümkün olduğunca çabuk ve taze tüketin, evde uzun süre bekletmeyin.
. Yemekleri çok miktarda değil azar azar pişirip saklayın.
. Buzdolabı ısısını 2-5 derece arasında ayarlayın.
. Özellikle deniz ürünleri ve etler kolay bozulmaya yatkın olduğundan bu besinlerde daha dikkatli olun.
. Açık ve beklemiş yiyecekleri almamaya gayret edin.
. Konserve gıdaları dikkatli alın. Eğer konservelerin kapağı dışarıya doğru bombe yapmışsa dikkat. Bu, bakterilerin üreyip gaz yaptığını gösterir.
. Son kullanma süresi geçmiş gıdalar kesinlikle alınmamalı. Son kullanma tarihi yaklaşan yiyeceklerde dikkatli olunmalı.
ÜZÜM ÇEKİRDEĞİNİN FAYDALARI
Kan damarlarını güçlendirir, damarlarda varis oluşumunu engeller, cinsel isteği artırır, cilt kırışıklarını önler, kanı sulandırır, içerisindeki yüksek liften dolayı bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.
Üzüm çekirdeğinin içerisindeki OPC’den kaynaklanan antioksidan etkisi E vitamininden 50 kat daha güçlü olduğu söylenmektedir. Üzüm çekirdeği kılcal damarları güçlendirerek ve başka biyolojik manevralar yaparak ödemi ve şişkinliği azaltır. Eğer düzenli olarak üzüm çekirdeği alınırsa damar duvarlarınız güçlenecektir. Günde 150 mgr'lık üzüm çekirdeğinin ağrı, yanma, karıncalanma hissini ve atardamarların şişme derecesini azaltmada, yaygın olarak kullanılan bir aczacılık ilacından (diosmine) daha hızlı ve uzun süreli etkili olduğu bulundu. Tüm belirtiler 30 gün içinde düzeldi.
Üzüm çekirdeği aynı zamanda gözler içinde iyi bir ilaç olduğu kanıtlandı. Günde 100 ila 150 mgr'lık üzüm çekirdeği güçlü antioksidan faaliyeti onu ciddi bir göz hastalığı olan yaşlanmaya bağlı maküler dejenerasyon içinde ideal bir ilaç yapabilir diyor Nebraska Üniversitesi Antioksidan otoritesi olan Dr. Denham Harman.
Fransız araştırmacılar, üzüm çekirdeği yüksek tansiyonu veya şeker hastalığı olan kişilerin kılcal damar direncini etkisiz şeker hapı alan hastalara kıyasla %25 artırdığı bulundu.
Eğer kan damarlarınızın yardıma ihtiyacı olduğunu düşünüyorsanız. Cildinizde kırışıklıklar günden güne fazlalaşıyorsa, cildiniz cansız ve solgun görünüyorsa, cinsel yaşantınızda kendinizi yetersiz buluyorsanız, kalple ilgili sorunlarınız varsa, ani kalp krizi riskinden kurtulmak istiyorsanız. İlerleyen yaşlarınızda zinde ve sağlıklı bir yaşam istiyorsanız üzüm çekirdeği akıllıca bir çözüm olur.
MARKET ÖNLERİNDE Kİ GIDA MADDELERİ
Market ve bakkalların önünde güneş ışınlarına maruz kalan cips ve sıvı yağlar gibi gıda maddeleri sağlık açısından son derece sakıncalı duruma gelebilir.
Gıda maddelerinin saklama koşulları etiket üzerinde belirtilmiştir. Satıcılar muhafaza şartlarına uyarak gıda maddelerini uygun koşullarda satışa sunmalıdırlar. Bir çok gıda maddesinin etiketinde serin, kuru ve ışıksız ortamda muhafaza ediniz diye yazmaktadır. Bu koşullara uyulmadan sıvı ve katı yağlar pestil, pekmez, köme, cips, tavuk ve yumurta gibi, gıda maddeleri direk güneş ışığına maruz bırakıldıklarında ısınmadan dolayı içerisindeki katkı ve besin elementleri oksitlenerek insan sağlığını olumsuz etkileyecek boyutlara ulaşabilir. Hatta oksitlenen gıda maddeleri kansere neden olabileceği bilim dünyası tarafından da söylenmektedir. Malesefki bir çok üründe son kullanma tarihi geçmeden muhafaza şartlarına bağlı olarak gıda maddesi erkenden bozulmaktadır. Dolayısıyla satın alacağımız ürünler, en son üretilmiş ürünlerden olması tercih edilmelidir.
|
|
Günümüz insanı, teknolojik yenilikler ve yaşam koşullarındaki gelişmeler sayesinde farklı bir yaşam tarzı sürdürmektedir. işini daha çok oturarak yapmakta, kendine daha çok zaman ayırabilmekte, diğer yandan daha az hareket etmekte ve bu yaşam biçimi; bireylerin enerji harcamasını büyük ölçüde azaltmaktadır. Bunun yanında bireylerin beslenme alışkanlıklarında da büyük değişiklikler olmuştur. Aşırı yemek yeme, fazla saf besin ve yağ tüketme, alkol alma, işlenmiş besinleri tüketme eğilimine itmiştir.
Dünya sağlık örgütüne göre, gelişmiş ülkelerde ölümlerin yaklaşık yarısı kalp-damar hastalıklarından olmaktadır. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ki ölümlerin 1/5'inden sorumlu hale gelmiştir.
Kan basıncı ile beden kitle indeksi arasında önemli bir ilişki vardır. Bu nedenle, yeterli enerji tüketimi ve fiziksel aktivitenin artırılması ile pek çok hastalığa zemin hazırlayan şişmanlığın önlenmesi gerekmektedir. Bu da ancak yeterli ve dengeli beslenme ile sağlanmaktadır.
Tuzlanmış besinler içeren di,yetlerle beslenen insanlarda mide kanseri görülmesi yüksektir. Sebze ve meyve yenmesi ise mide kanserine karşı koruyucu etki yapmaktadır. Tuzlanmış besinler mide de kanserojen maddelere dönüşebilen kimyasal maddeler (nitratlar ve nitritler) içerir. Tuzlanmış besinlerin beraberinde E ve C vitamini açısından zengin besinler olmaksızın tüketilmesi kanserojen etki olasılığını daha da artırmaktadır.
Demir yetersizliğine bağlı aneminin oluşum ve gelişimine etkileyen ana faktörler arasında çay, sigara tüketimi ile beslenme alışkanlıkları önemlidir. Çay bileşiminde bulunan tanenlerin demiri bağlıyarak çözünmeyen bileşikler yaptığı ve bunların bağırsaklardan emilemediği bilinmektedir. Dolayısı ile çay içme alışkanlığımızı kahvaltı veya yemeklerden en az bir saat sonra yerine getirmeliyiz. Beslenmemizde yeşil çaylarada yer vermi i,hmal etmemeliyiz.
Sabah kahvaltısında yumurta, peynir, zeytin gibi yiyeceklerin yanında C vitamini ve karotenoidlerden zengin sebze ve meyveler yer almalıdır. Doymuş yağ çok içeren kırmızı etin yerine derisi ayrılmış beyaz tavuk eti veya balık kullanımı daha uygundur. Beyaz ekmek yerine çavdar, yulaf, kepek ekmeği gibi posası yüksek ekmek kullanılmalıdır.
Vücut ağırlığı ideal vücut ağırlığında olmalıve bu yaşam boyu korunmalıdır. Haftada bir kaç kez tavuk, balık ve yumurta tüketilmelidir. Sağlıklı yaşamda stresin azaltılması ve fiziksel aktivitenin azaltılması çok önemlidir.
Gıdalarla insan vücuduna alınan ilaç kalıntıları karaciğer ve böbrek başta olmak üzere yağ doku ve diğer organlarda birikir. Birikme belli doza ulaştığında kronik zehirlenmelere ve rahatsızlıklara neden olur. Bu kalıntılar insanda bağışıklık sistemi rahatsızlıklarına, astıma, depresyona ve sinirsel rahatsızlıklara neden olabilmektedir.
Okside olmuş (acılaşmış) yağlar sağlık açısından son derece sakıncalıdır. Kolon, karaciğer, mide, pankreas gibi sindirim sistemi kanserlerine neden olmaktadır. Sıvı yağların güneş altında bırakılması erken okside olmasını hızlandırır. Yağlar serin ve kuru yerde muhafaza edilmelidir. Omega-3 yağ asidi bakımından zengin balıkyağları sık sık tüketilmesi kalp-damar sağlığı açısından son derece önemlidir.
Osteoporozis bir kemik erime hastalığı olduğundan kalsiyum, fosfor ve D vitamini tüketimi oldukca önem taşımaktadır. Bunun için her yaş döneminde yetreli miktarda kalsiyum alımına özen gösterilmelidir. Klasiyum için en iyi kaynak, süt ve ürünleridir. Bir su bardağı süt yaklaşık olarak 240 mgr kalsiyum içerir. Bunun için her yaş gurubu günde iki su bardağı süt veya yoğurt tüketmelidir.
Yoğurdun Bağışıklık Sitemine Etkisi
Yoğurt hepimizin yakından tanıdığı mükemmel bir besin. İyi bir kalsiyum olması yanında pek çok araştırmacı tarafından farklı yönleriyle incelenmiş ve hastalıklarla ilişkisi de araştırılmış.
Özellikle yoğurdun ve yoğurt üertiminde kullanılan laktik asit bakterilerinin kanser, enfeksiyonlar, gastro intestinal hastalıklar ve astım gibi hastalıkları önleyici etkilerine bakılmış ve tüm bu hastalıkların oluşmasında en önemli nedenin bağışıklık sistemi olduğu saptanmıştır.
Yoğurdun bağışıklık sistemini uyarıcı etkisi bilinmektedir. Bu etkinin hastalıkların önlenmesinde önemli bir etken olabileceği belirtilmektedir.
Yoğurdun fazla tüketildiğinde özellikle yaşlılar gibi bağışıklık sistemi baskılanmış gruplarda immün yanıtı ve bağışıklık sistemi ile ilgili hastalıklara karşı direci arttırmaktadır.
Yağ yakıldıktan sonra yemeğe konursa zararlı duruma geçer
Hatalı beslenme alışkanlıkları; şişmanlık kalp-damar hastalıkları, hiper tansiyon, kanser ve diabet gibi hastalıklara yakalanma riskini artırmaktadır. Bu hastalıklardan korunmak için mutlaka yeterli ve dengeli beslenmemiz gerekmektedir. Bu yüzden yeterli ve dengeli beslenmeye sağlığın temeli diye biliriz.
Fazla kilolar, organlara ve dokulara düzenli olarak kan pompalamak zorunda kalan kalbin daha çok çalışmasına neden olduğu için kalp ve damar hastalıklarına yol açan en önemli risk faktörlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Fazla kiloların en önemli nedeni alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olmasıdır. Stresin, endişeli, güvensiz, yalnız, sıkıntılı yaşantının insanların beslenme alışkanlıklarını değiştirdiği ve bazı kişileri daha çok yemeğe ittiği bilinmektedir. Bu nedenle aşırı kilolardan ve şişmanlıktan kurtulmanın tek yolu vücudun tükettiğinden daha az enerji almaktır.
Ekmeğin Besin Değeri
Günlük kalorinin yaklaşık %40'1 ekmekten karşılanıyor. Oysa ekmek gerekli vitamin ve diğer bileşikleri yeterince içermiyor. Bu yetersizliğin sonucu; gebe ve emziren kadınlar, okul çocukları günlük gerekli besinleri alamıyor.
Ve bu durum kaçınılmaz olarak fiziksel gelişmeye, kavrama yeteneğine, çalışma verimine ve insan sağlığına yansıyor.. Zenginleştirmenin gerektirdiği harcama oldukça düşüktür ve ekmek fiyatının %0.1 'i dolayındadır. Buna karşılık sağlanacak yarar gerçekten sınırsızdır.
Her canlı gibi insanın da birinci gereksiniminin beslenme olduğu bilinir. Bu gereksinim, sayısı 40 dolayında olan zorunlu besin öğelerinin her gün belirli miktarda alınması ile karşılanmaktadır. Bunların başlıcaları; vitaminler, mineraller, amino asitler ve yağ asitleridir ve günlük' alınması gereken miktarları kısaca BRD (beslenme referans değeri) olarak tanımlanır.
BRD'den negatif veya pozitif sapma varsa, yetersiz veya dengesiz beslenmeden söz edilir. Negatif sapma (yetersiz tüketim) daha çok gelişmemiş, pozitif sapma (aşırı tüketim) daha çok gelişmiş toplumların sorunudur.
Yetersiz ve dengesiz beslenmenin insana yansıması ise; sağlıklı yaşamın, fiziksel gelişmenin, düşünsel yeteneğin, çalışma veriminin ve birey mutluluğunun olumsuz yönde etkilenmesidir.
ÇÖZÜM İÇİN İKİ YOL
Bu sorunun çözümü için başlıca iki yol var.
Birincisi; günlük diyetin ya da gıda tüketiminin çeşitlendirilmesi. Uzun dönem için savunulması gereken budur, ancak kısa sürede gerçekleştirilmesi zordur. Çünkü; doğal çevre, beslenme alışkanlığı, beslenme bilinci, ekonomik durum gibi değiştirilmesi zor çok sayıda etkene bağlıdır.
İkincisi ise, gıdanın birleşiminin değiştirilmesidir.
Kısaca; gıdadaki bazı besinlerin azaltılması (alkol, kafein, sodyum, şeker gibi), veya bazı bileşiklerin (vitamin, mineral, amino asit, yağ asidi, selüloz gibi) gıdaya eklenmesidir.
İkincisi ise, gıdanın birleşiminin değiştirilmesidir.
Kısaca; gıdadaki bazı besinlerin azaltılması (alkol, kafein, sodyum, şeker gibi), veya bazı bileşiklerin (vitamin, mineral, amino asit, yağ asidi, selüloz gibi) gıdaya eklenmesidir.
Gıdaların işlenmesi ve depolanması sırasındaki kayıpların karşılanması için zorunlu vitaminierin ve minerallerin eklenmesine genel olarak zenginleştirme adı verilir.
Sorumlu zenginleştirme uygulaması için yetersizliğin toplumun önemli bir bölümünü ilgilendirmesi, zenginleştirme düzeyinin gıdanın karşıladığı enerji oranına göre belirlenmesi, gıda bileşenleri ve eklenen bileşikler arasında olumsuz etkileşme olmaması, yaklaşımın üretici ve tüketicilerce de benimsenmesi gibi kurallara uyulması gereklidir.
EKMEĞİN EKSİKLERİ
Tahıl ve özellikle ekmek, çoğu ülkede olduğu gibi ülkemizde de başlıca gıda konumundadır. Türkiye'de günde kişi başına ortalama 350 gram dolayında ekmek tüketilir. Başka bir deyişle günlük kalorinin yaklaşık %40'1 ekmekten karşılanıyor.
Doğal olarak ekmeğin, besin öğesi gereksiniminin (BRD'nin) de %40'lnı karşılaması beklenir. Oysa gerçek durum farklıdır. Örneğin ekmeğin karşıladığı miktar, beklenen miktara göre Bl vitamini için yaklaşık %40, B2 vitamini için %65, B6 vitamini için %85, pp vitamini (niyasin) için %55, demir için %33 daha azdır.
Bu yetersizliğin sonucu;
."Gebe kadınların %39'unda B2, %81 'inde B12, %76'sında folik asit, . %72'sinde çinko eksikliği;
.Emziren annelerin %43'ünde B2, %36'sında B6, %60'ında B12, %73'ünde folik asit eksikliği;
.Okul çocuklarının %90'lnda B2, %83'ünde B6 eksikliğidir. Bu durumun; fiziksel gelişmeye, kavrama yeteneğine, çalışma verimini ve insan sağlığına yansıması kaçınılmazdır.
Ekmeğin besin öğelerince yetersizliği, buğday öğütme ile una dönüşmesi sırasındaki kayıplardan kaynaklanır. Besin öğeleri daha çok buğdayın dış katmanlarında yoğunlaştığı ve bu katmanlar öğütme sırasında kepek olarak ayrıldığı için vitamin ve mineral miktarı önemli ölçüde azalır.
Örneğin, buğdaya göre ekmeklik undaki kayıp oranı B2 vitamini için %50, B6 vitamini için %77, niyasin için %65, folik asit için %60, demir için %65, çinko için %85 dolayındadır.
EKMEĞİN DENGELENMESİ
Bu nedenle, buğdaya göre un da ortaya çıkan vitamin ve mineral kayıplarının katkılarla dengelenmesi değişik ülkelerde 60 yıldan bu yana uygulanıyor. Uygulamanın öncüsü ABD ve KANADA'dır. Ayrıca 25 dolayında ülkede zorunlu veya gönüllü uygulama söz konusudur, çok sayıda ülkede de konu tartışılmaktadır.
Türkiye bu uygulamayı tartışmakta da geç kaldı. Oysa konu, toplumun sağlığı ve bireyin yaratıcılığı açısından oldukça önemlidir.
Zenginleştirme için öncellikle, günlük kalorinin %40'ını oluşturan ekmek üzerinde durulmalı. Zenginleştirme için uygun aşama öğütme (depolama) veya yoğurmadır (fırın).
Unun yaklaşık %80'inin ticari değirmenlerde, ekmeğin de yine yaklaşık %80'inin ticari fırınıarda üretildi.ği tahmin ediliyor. Dozlama sistemleri pahalı değildir.
Öncelikli besin öğeleri ise B2, B6, B12 niyasin ve folik asit gibi vitaminlerle demir ve çinko gibi minerallerdir.
Zenginleştirmenin gerektirdiği harcama oldukça düşüktür ve ekmek fiyatının %0.1 'i dolayındadır.
Buna karşılık sağlanacak yarar gerçekten sınırsızdır ve diğer ülkelerdeki uygulamaların sonuçlarına göre herhangi bir risk söz konusu değildir.
SONUÇ
Ekmeğin vitamin ve miqeral gibi besin öğelerince dengelenmesi, bir bakıma buğdaya ya da doğala yaklaştırma uygulamasıdır ve dengeli beslenme her insanın temel hakkı olduğuna göre, aynı zamanda bir insan hakkı olarak algılanmak zorundadır.
Denilebilirki; dünya üzerinde yapılan bir yanlıştan hiç kimsenin kaçma olasılığı yoktur. herkes az veya çok nasibini alacaktır.
KALP ve DAMAR SAĞLIĞINIZ İÇİN BALIK YİYİN
Gümüşhane Tarım İl Müdürlüğü Gıda Kontrol Şube Müdürü Mehmet Özdemir, yaşlıların, kalp hastalarının, beyin kanaması geçirmiş kişilerin ve sindirim yolu hastalarının balıkla beslenmesini önerdi.
Bu yıl denizlerimizde bol miktarda balık olması nedeniyle fiyatların çok uygun olduğunu belirten Gıda Kontrol Şube Müdürü Mehmet Özdemir, balığın besin değeri ve sağladığı yararların yanı sıra uygun fiyatı nedeniyle ülkemizde tüketiminin arttığını söyledi. Özdemir "Balığın besin değeri ve vücudumuz için sağladığı yararlar insanımızın ekonomik açıdan beslenme alışkanlıklarını da etkilemektedir. Balık eti bol miktarda Omega-3 yağ asidi içermektedir. Bu yağ asidi kandaki kolesterol ve kan basıncı düzeyini ayarlar. Kanı inceltir ve damarlar içerisinde pıhtı oluşumunu engeller. Omega-3 yağ asidi yağlı balıklarda fazla bulunur. Yapılan araştırmalarda balık yağında kolesterol yok denecek kadar az bulunmaktadır. Balık yağı aynı zamanda iyi huylu kolesterolü (HDL) artırır, kötü huylu kolesterolü (LDL) düşürücü etkisi vardır. Ayrıca kalp krizi sonrası ölüm ve felç kalma riskini azaltır. Özellikle sahip olduğu protein, A Vitamini ve mineraller sayesinde bilhassa gelişme çağındaki çocuklarda zeka seviyesini artırarak, büyüme ve gelişmeye de yardımcı olur" dedi.
Çilek meyvelerinin büyüklüğüne veya ilk ürünlerde potasyum eksikliğine bağlı meyve içerisinde görülebilen boşluğa bakarak hormonlu veya hormonsuz ifadesini kullanmak mümkün değildir.
Domatese rengini veren likopen maddesi güçlü bir antioksidan olup, kansere karşı koruyucu özellik taşır.
Likopen zararlı kolesterolün serbest radikaller tarafından okside olup damar çeperine çökmesini önler. Böylece damar sertliği dolayısıyla kalp-damar hastalıklarından korur. Domates ve domates ürünlerinde bol miktarda bulunur. Erkekleri prostat kanserinden korur.
Pişmiş ya da çiğ olarak yenen domatesin içinde bulunan likopen maddesi akciğer ve mide kanseri riskini azaltıyor.
DOMATESİN FAYDALARI:
- Domates prostat kanserinin düşmanıdır.
- Kalp, cilt ve kandaki rahatsızlıklara iyi gelir
- Likopen pigmenti bakımından (%85 oranında) en zenginidir.
- Rektum, kolon, akciğer, mide, yemek borusu, ağız boşluğu, göğüs, kalın bağırsak, rahim boynuna ait tümör oluşum riskini azaltır.
- Likopen maddesinin yüksek miktarda alınması kalp hastalıklarını %48 azalttığı gözlemlenmiştir.
- Damar yumuşatıcı, tansiyon düşürücü, üre miktarını azaltıcı, kabızlığı önleyici etkileri vardır.
- İlerlemiş prostat kanseri vakalarında yüksek miktarda likopen alan kişilerde bu riskin %86 daha az olduğu tespit edilmiştir.
Domates (Lycopersicon esculentum); patlıcangillerden tek yıllık bir çeşit bitkidir. Anavatanı Meksika ve Peru' dur. Peru'dan yola çıkarak hemen hemen dünyanın her yerinde, 1900'lü yılların başından beri de ülkemizde yetiştirilmektedir. Pek çok türü vardır. Taze olarak yenildiği gibi salça, domates suyu, konserve turşu, reçel, ketçap şeklinde de değerlendirilmektedir. İçeriğinde A, B1, B2, C, K vitaminleri, niacin, protein, yağ, karbonhidrat, organik asitler, potasyum, demir ve pek çok etkin madde bulunmaktadır. Fakat burada içeriğindeki pek çok etkin maddeden sadece bir tanesi olan likopen üzerinde ayrıntılı olarak durulacaktır.
Likopen (Lycopen); sebze ve meyvelerde doğal olarak bulunan karoten (carotenoid) ailesine ait bir pigmenttir (hayvan ve bitki dokularına renk veren madde). İnsan vücudu likopen üretemez. Likopen karpuz ve kırmızı greyfurtta da bulunur. Ancak likopen' in %85'i domates ve domates ürünlerinde bulunmaktadır. Domatese ek olarak domates ürünleri de likopen açısından zengindir. Harvard Üniversitesi'nden bir grup araştırmacı tarafından yürütülen bir çalışmada karoten'lerle prostat kanseri riski arasındaki ilişki incelenmiştir (Referans3). Bu çalışmalar neticesinde sadece likopen isimli karoten'in bu kanser riskine karşı koruyucu özelliği açıkça belirlenmiştir. Günlük beslenme kültürlerinde büyük miktarda (6,5 mg/gün veya daha yüksek) likopen alan erkeklerde, daha az likopen alanlara göre prostat kanseri rsikinin %21 azaldığı gösterilmiştir. Bu araştırma raporu prostat kanserinden korunma için likopen'in önemli bir madde olduğunu belirtmektedir. Bu çalışma aynı zamanda haftada 10 veya daha fazla domates veya domates türevli gıda alan kişilerde de, haftada ortalama 1,5 kez alanlara göre prostat kanseri riskinin %35 azaldığını da rapor etmiştir. Aynı araştırmacılar sadece ilerlemiş prostat kanseri vakalarına baktıklarında ise, yüksek miktarda likopen alan kişilerde bu riskin %86 daha az olduğunu da görmüşlerdir. 1 kg domateste üretildiği koşullara, transgen tohumdan üretilip üretilmediğine, hormon kullanıllıp kullanılmadığına bağlı olarak 1-20 mg likopen maddesi bulunmaktadır. Doğal olarak en yüksek likopen ve diğer faydalı etkin maddeler hormonsuz, naturel yöntemlerle üretilen domatesde bulunmaktadır. Domates üzerine yapılan bir başka araştırmada ise yüksek miktarda domates tüketen kişilerde bağırsak sistemine ait kanser riskinin (rektum, kolon, bağırsak kanseri gibi) daha az domates tüketenlere göre %30-60 daha az olduğu bulunmuştur (Referans4).Yine bir başka araştırma düşük miktarda domates ve domates ürünleri tüketen kadınlar üzerinde yapılmıştır. Bu araştırmaya göre düşük miktarda domates tüketen kadınlarda rahim (serviks) boynuna ait epidel yapı içinde tümör oluşumu (servikal int | |