|
FINDIK ve YETİŞTİRİCİLİĞİ KİTABI
Our country is known as mother homeland of the hazelnut and the most raisen place of it. The hazelnut is one of the living source of people in that region it is so important that both export of our country and peoples nutrition For this reason, we prepared the book name as Fındık ve Yetiştiriciliği that it can be produced by scientific methods,
|
|
FINDIK ve YETİŞTİRİCİLİĞİ
Giriş
Dünya nüfusu hızla artarken yüzölçümü değişmemektedir. Bununla birlikte, tarıma elverişli alanlar, erozyon, yeni yerleşim yerlerinin, sanayi tesislerinin ve yolların açılması gibi nedenlerle giderek azalmaktadır. Arazi miktarını artırmak mümkün olmadığına göre ülkeler modern teknikleri ve girdileri kullanarak, birim alandan elde edilen ürün miktarını artırmak zorundadırlar. Bu çalışmalar içerisinde bilimsel metotlara uygun bahçe tesisi, sulama, budama, gübreleme, ıslah, zirai mücadele gibi faaliyetler büyük önem taşımaktadır.
Fındığa (Corilus avellana L.) ait bulgular milattan çok önce Doğu Asya'ya ait olduğu belirtilmekte ise de, İlk kültüre alınışının 2500 yıl önceye ait olduğu ve bunun da Giresun ve çevresinde gerçekleştiği kaydedilmektedir. Anadolu, fındığın anavatanı ve dünyada yetiştiriciliği yapılan en önemli fındık çeşitlerinin gen kaynağını oluşturan, yabani türlerin doğal yayılma alanıdır. Ekonomik anlamda fındık yetiştiriciliği açısından en uygun tarım alanları ve fındık ticareti ilk olarak Anadolu da başlamıştır. Dünyada fındık yetiştiriciliği açısından en uygun tarım alanları Karadeniz Bölgesinde yer almakta ve dünyanın en kaliteli fındık çeşitleri bu bölgede yetiştirilmektedir.
Dünyada toplam kabuklu fındık üretimi 700-725 bin tondur. Bunun 500-575 bin tonu ülkemizde, 110-120 bin tonu İtalya'da, 30-35 bin tonu ABD de ve 15-20 bin tonu da İspanya'da üretilmektedir. Azerbaycan, Gürcistan ve Yunanistan bunun dışındadır.
Türkiye dünyanın bir yıllık fındık ihtiyacını tek başına karşılayacak üretim düzeyine ulaşmıştır. İtalya, İspanya gibi başlıca rakiplerimize Amerika Birleşik Devletleri, Yunanistan, Azerbaycan, Gürcistan gibi ülkeler eklenmiştir. Yakın bir zaman da Arjantin fındığı dünya piyasalarına girecektir.
Yurt içinde ancak %14-15'ni tükettiğimiz fındığın, %80-85'inin değerlendirilebilmesi için ihraç edilmesi gerekmektedir. Fındık yılda 700- 800 milyon dolar arasında ihracat geliri ile genel dış satım gelirimize %2-4 arasında döviz girdisi sağlamaktadır. Buradan fındığın bir sanayi ve ihracat ürünü olduğu görülmektedir.
Doğu Karadeniz Bölgesinde fındık bahçelerinin %75-80'ini oluşturan dikten sarpa kadar eğimli yapısı, ortadan çok şiddetli dereceye kadar toprak ve yağmur erozyonuna açık, sığ ve çok sığ (toprak derinliği %35'inde 0-20 cm arasında, %50'sinde 20-50 cm arasında) derinlikte ki, işlemeli tarıma uygun olmayan 5.,6. ve 7. sınıf arazileri yağmur erozyonuna karşı koruyan ve ekonomik olarak değerlendiren tek ürün şimdilik fındıktır. Yani bu arazilerde fındığın alternatifi yoktur.
Ülkemiz, son 10 yılın fındık üretim ve ihracat rakamlarına bakıldığında bu günkü pazarlama sistemi ile her yıl 400 - 450 bin ton dolayların da kabuklu fındığı ancak ihraç edebilmektedir. Buna 70-80 bin ton kabuklu iç tüketim ilave edildiğinde, ancak 500 bin ton fındığı değerlendirebildiği görülmektedir.
1960'lı yıllarda 225 bin hektar dolaylarında olduğu tahmin edilen fındık üretim alanlarının, 200 bin hektarı Trabzon, Giresun, Ordu illeri ve dolaylarında, 25 bin hektarı da Samsun, Bolu, Sakarya, Zonguldak illeri ve dolaylarında bulunmakta idi. Fındığın destekleme kapsamına alındığı 1964 yılından sonra Trabzon, Giresun ve Ordu illerinde %56’lık, Samsun, Düzce, Sakarya, Kocaeli, Bartın ve Zonguldak illerinde ve dolaylarında % 860'lık bir artışla 1989 yılında fındık üretim alanları toplam olarak 13 ilde 536 bin hektara ulaşmıştır. 2002 yılında bu alanın en azından 600 bin hektar dolaylarında olduğu söylenebilir.
|
|
fındığın besin değeri
Fındık mineral maddeler açısından oldukça zengin bir kaynak olup, %1-3.4 arasında kül içermektedir. Fındık kalsiyum minerali bakımından zengindir. Kalsiyum kemik ve diş gelişmesi, sinir sisteminin düzenli çalışması, enzimlerin aktivasyonu, kanın pıhtılaşması, asit ve baz dengesinin kurulması ve kas kasılmasındaki düzensizliklerin önlenmesinde gereklidir. Ayrıca sodyumun düşük, magnezyum, kalsiyum ve potasyumun yüksek miktarda olması, vücutta kan basıncının düzenlenmesinde rol oynamaktadır. Potasyum sinirlerin uyarımı ve kas dokusunun çalışmasında çok önemlidir.
Fındık, kansızlık, sindirim ve solunum sistemi rahatsızlıklarının önlenmesinde gerekli olan demir bakımından zengin kaynaklardan biridir. 100 gramında 3.4-5.8 mg. arasında demir bulunmaktadır. Fındığın, C vitamini yönünden zengin olan kuşburnu, kivi, limon, portakal gibi meyvelerle tüketilmesi durumunda, C vitamini sayesinde demir (Fe) ve kalsiyum (Ca) gibi minerallerin bağırsak duvarından vücuda geçmeleri kolaylaşır. Böylelikle fındığın sahip olduğu mineral maddelerden daha fazla yararlanmış oluruz.
Süt ve mamulleri demir bakımından fakirdir. Fındığın sütlü tatlılar, peynir ezmeleri, dondurma, yoğurt gibi ürünler ile birlikte tüketilmesi bu ürünlerin demir açığının kapatılması açısından önem kazanmaktadır. Ayrıca büyüme ve cinsiyet hormonlarının gelişmesinde rol oynayan çinko bakımından da önemli bir kaynaktır.
Fındık vücutta karbonhidrat protein ve yağ metabolizmasında düzenleyici görevleri olan bir kısım B grubu vitaminler yönünden de zengin bir kaynaktır. B1, B2 ve özellikle B6 vitamini fındıkta bol miktarda bulunur. Kan yapımı ve ruhsal sağlık için gerekli olan B2 ve B6 vitaminleri, gelişme çağındaki okul çocukları beslenmesinde büyük öneme sahiptir.
TÜBİTAK tarafından ülke çapında 960 okul çocuğuyla yapılan bir tarama çalışmasında, Türk çocuklarının %90'nı B2, %84'ünün de B6 vitamini yönünden yetersiz beslendikleri gözlenmiştir. Kan yapımı ve ruhsal sağlık açısından gerekli olan B2 ve B6 vitaminleri fındık ve fındık yağında önemli düzeylerde bulunduğundan bu besinin her gün düzenli olarak tüketilmesi ülkemiz çocuklarının iki ana beslenme sorununa pratik ve ekonomik bir çözüm olarak düşünülebilir.
100 gr. İç fındıkla günlük ihtiyaç duyulan 2500 Kcal'lık enerjinin %25'ini, Kalsiyum ihtiyacının %16'sını, Mağnezyum ihtiyacının %46'sını, vitamin B1'in %33'ünü, Vitamin B2'nin %8'ini, Vitamin B6'nın %35'ini, Niasinin %12'sini, Pantotenik asitin %12'sini ve Vitamin E ihtiyacının %200 oranında karşılayabilmektedir. Fındık doğal antioksidan Vitamin E bakımından bitkisel yağlardan sonra en iyi kaynaklardan biridir. Bu vitamin, kalp ve diğer kasların sağlığı ve üreme sisteminin normal bir şekilde çalışması için gereklidir. Alyuvarların parçalanmasını önleyerek kansızlığa karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. E vitamini, kanser yapıcı etmenlerin oluşmasını önleyerek veya oluştuktan sonra bu hücreleri etkisiz hale getirerek vücudu kansere karşı korumaktadır.
Fındık yağının bileşimi zeytin yağının bileşimine benzemektedir. Her iki yağda da hakim yağ asidi oleik asittir. Fındık ve zeytinyağı ayrıca insan beslenmesinde esansiyel olan çoklu doymamış yağ asitlerinden linoleik asidi, tokoferollerden özellikle alfa tokoferolleri (VitE) yüksek oranda içermektedir.
ABD'nin Boston kentindeki Brigham and Women's Hastanesinde Dr. Christina Albert ve arkadaşları, fındık, fıstık türü kuruyemişin sağlık açısından önemli olan doymamış yağ, mağnezyum ve E vitamini içerdiğini dikkate alarak, kalp hastalıkları konusunda, 1982 yılında başlattıkları araştırmada, 21 bin erkek doktoru denek olarak kullandılar. Yıllarca süren araştırma sonucunda, fındık, fıstık türü kuruyemişin, aniden meydana gelen ve genellikle ölüme yol açan kalp krizi riskini yüzde 47 oranında azalttığı, ayrıca koroner kalp hastalıkları sonucu ölüm riskini de yüzde 30 oranında düşürdüğü tespit etmişlerdir. Fındık kalp sağlığında koruyucu madde olan apoprotein A-1'i %28 oranında artırırken, Riskli apoprotein B'yi de %7,5 oranında azaltmaktadır.
Fındık yağında bulunan linoleik ve linolenik yağ asidi, kandaki lipit ve trigliserit düzeyini dolayısıyla yüksek tansiyonu düşürücü etki yaptığı, kalp ve damar hastalıklarını geriletici fonksiyonları olan prostaglandinleri sentezleyebildiği bilinmektedir.
Son yıllarda yapılan çalışmalarda fındıkta çok yüksek düzeylerde bulunan tek çift bağlı doymamış yağ asidi oleik asidin kanda kötü kolesterolün yükselmesini önlediği ve böylece kalp-damar hastalıklarına karşı koruyucu etki gösterdiği belirtilmektedir.
Fındığın ve Fındık yağının bu açıdan önemi Amerika Birleşik Devletleri Kaliforniya eyaletinde yapılan 6 yıl süreli bir araştırma ile de belirlenmiştir. Bu çalışmaya göre günde en az bir kere fındık yiyen veya fındık yağı kullanan bir insanın, hiç fındık yağı kullanmayan insana göre enfarktüsten ölme riski yarı yarıya azaldığı tespit edilmiştir.
Fındık yağı incelendiğinde P/S oranının 1.8-2.8 arasında değiştiği ve diğer yağ çeşitlerine nazaran en uygun orana sahip olduğu görülmektedir. Bunun yanında alfa tokoferoller ile zenginleştirilmiş gıdaların birçok kanser tipini önlediği, sigara dumanının zehirli etkisine karşı koruduğu ve kan lipitlerinin oksidasyonunu önlediği vurgulanmaktadır.
Fındık, böbrek ve mesane iltihaplarına...... rahatsızlıklarını önler, Serum lipit düzeyi ve kan şekerini düşürür.
Yüksek enerji ve zengin besin öğeleri içermesi nedeniyle, vücudun günlük gereksinimlerine önemli düzeyde katkısı olan fındık, kalp-damar hastalıkları ve kanser gibi çağımızın korkulu hastalıklarındaki koruyucu özelliklerinden dolayı da önemli bir gıdadır. Çeşitli araştırmalar sonucunda önerildiği gibi her yaştaki kişilerin daha sağlıklı yaşam sürdürebilmeleri için her gün sert kabuklu meyveler, özellikle de fındık tüketilmelidir.
Fındığın Kısa Tarihi
Bir gıda ürünü olarak geniş bir tüketim alanına sahip olan fındık yüzyıllardan beri tanınmaktadır. Bir gıda ürünü olması yanında insanlar için diğer ortak yanı ise, bitkisini tanıyan toplumların bunu uzun süre kutsal kabul etmeleridir.
Fındığı, Çinliler, Allah’ın kullarına ihsan eylediği beş kutsal gıda ürününden biri ve mahcubiyetin sembolü olarak görmüşlerdir. Uygur Türkleri, üzerine Allah’ın nuru indiği düşüncesi ile kutsal kabul etmişlerdir. Romalılar, kahinler nezdinde kıymetli ve sevginin sembolü olarak benimsemişlerdir. Yunanlılar, fındık dalından yapılmış asanın sihirli gücüne inanmışlar, Germen kavimleri ise, üzerinde bir fındık bulunan kimsenin zürriyetinin arttığını düşünmüşlerdir. İtalyanlar yetiştirdikleri fındık cinslerine azizlerinin isimlerini vermişlerdir. İncil'in "Tevkin" kısmının 10. bab 37. ve 39. ayetlerinde fındık çubuğunun sihirli gücünden bahsedilmektedir. Bu mitolojik ve dini niteliğinden dolayı fındık, daima insanların ilgisini çekmiş, ünlü dünya klasiklerinin sayfalarına geçmiştir.
Fındığın kaynağının neresi olduğu konusu tartışmalıdır. Elde edilen en eski kaynak olarak Çin'de bulunan bir el yazmasından M.Ö. 2838 yılında Doğu Asya'da fındığın bilindiği görülmektedir. Bunu doğrular nitelikte Uygur Destanındaki Buğu Tekin efsanesinde, fındık ağacına kutsal bir nitelik verilmektedir. Bu bulgulardan kaynaklanan birinci görüşe göre, kaynağı Asya olan fındık Türk'lerin göçüyle birlikte İran ve Anadolu'ya kadar gelmiştir. Bu görüş yönünde 15. yy.'da tasavvuf bilgini ve şair Molla Cami'nin beyitlerinden İran'da fındık yetiştirildiğini görüyoruz. Karadeniz kıyılarında fındık tarımı yapıldığına dair en eski belge ise 13. yy.'a ait Ispartalı Seyrani'nin destanıdır. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi de bunu doğrular niteliktedir. Bu görüşe göre fındık, Karadeniz kıyılarından Yunanistan ve İtalya'ya götürülmüştür. Araplar tarafından da öğrenilen fındık, Abbasi'lerin İspanya ve Sicilya’yı almalarıyla buralarda da tanınmıştır.
Evliya Çelebi tarafından 1401-1631 yılları arasında yazılan seyahatnamede Trabzon'dan Gürcistan ve Mikrilistana gitmet üzere yola çıkışını şöyle anlatır. Trabzon'dan 200 adam ile 20 pare Laz mekulesi kayıklara pürsilah binip limandan ümit yelkeni açtık. Değirmen deresi limanına geldik, Trabzon'a yakın limanı azimdir. Yine şimale gelerek Şana kasabasına vardık, ala yataktır. Dağlarında ve taşlarında cümle ormanları fındıktır ki her tarafta şana fındığı meşhurdur. Buradan ileri giderek Sürmene'ye geldik... diye devam etmektedir.
Ebu Hanife: Fındığın Arapça'sı Elculuz, Farsça'sının da fındık olduğunu söyler. Funduk (fındık) kelimesi, Suriye ve Fas'ta yol üzerinde yahut şehirde bulunup, içine yolcular inen bir ev, İranlıların hanına tekabül eden bir misafirhane yahut bir otel manasını ifade eder. Bunun Yunanca pandoceion kelimesinden gelmiş olması muhtemeldir.
Fındığın Amerika kıtasında sadece ABD'nin Oregon ve Washington eyaletlerinde rastlanılmaktadır. Kaynağı ise 20. yy. başlarında Türk, İtalyan ve İspanyol fındık cinslerinden "Oregon Agricultural College" tarafından yapılan melezleme çalışmalarıdır.
Fındık Bahçelerinde Ahır Gübresinin Kullanılışı;
Toprağa verilecek çiftlik gübresi ve benzeri organik gübreler toprağın verimliliğinin artmasına, toprakta besin maddelerinin tutulmasına, su tutma kapasitesinin ve katyon değişim kapasitesinin yükselmesine, toprağın havalanmasına, toprağın erken tava gelmesine ve agregat teşekkülüne olumlu etkiler yapmaktadır. Ayrıca ahır gübresi, suyun toprak yüzeyinden akıp gitmesine ve buharlaşmasına da engel olur.
İnce yapılı ve kumlu topraklarda ahır gübresi toprak parçacıklarının bir birine bağlanmasını sağlar. Ağır killi topraklarda ise toprağın gevşemesini ve toprak içinde boşlukları artırır. Her iki durumda da toprağı bitki gelişimi için daha iyi bir yapı kazanmasını sağlar.
Ahır gübresinin en önemli özelliklerinden biriside zengin mikroorganizma kaynağı olmasıdır. Bir gram sığır dışkısında 60 ila 137 milyar bakteri bulunmaktadır. Toprağa katılan ahır gübresi, topraktaki mikroorganizma sayısını ve etkinliğini artırır. Böylece bitkilerin gelişmesi için çok yararlı olan, topraktaki faaliyetleri hızlandırır.
Ahır gübresi yapısı itibariyle toprağın havalanmasını sağlayarak, toprakta var olan ve bitkilerin kullanamadığı bazı besin maddelerini bitkiler için faydalı hale getirir. Ayrıca bitkilerin gelişmesi için gerekli olan besin maddelerini doğrudan toprağa sağlar.
a) b)
Şekil 22. a) Ahır gübresinin görünüşü; b) hatalı kullanımı
Ahır gübresi bahçeye atılır atılmaz toprak altına gömülmelidir. Eğer bu işlem yapılmazsa attığımız gübrenin bahçede bekletilme süresi ve şekline bağlı olarak gübre değerinden çok şey kaybeder.
Bahçede kullandığımız ahır gübresi, şekilde olduğu gibi gerekli önlemler alınıp korunmazsa organik madde ve bitki besin maddeleri bakımından büyük kayıplara uğrar. Gübrenin içindeki bitki besin maddelerinin sıvı dışkı ile uzaklaşması, yağmur ile yıkanması ve gaz şekline dönüşüp uçması nedeniyle kayıplar söz konusu olabilir.
Ahır gübresi taze halde toprağa verilirse bu taze gübrenin içinde karbon/azot oranı (60/1) yüksek olduğundan bitki bu gübreden yararlanamaz. Gübre toprakta kurur ve atıldığı yerde çürümeden kalır. Gübrenin bitkilere faydalı olabilmesi için olgunlaştırılarak bu karbon, azot oranının (15/1) küçültülmesinin sağlamak gerekmektedir. Bunu sağlamak iyi bir muhafaza ile mümkündür. Ahır gübresinin ahır içerisinde muhafaza edilmesi hayvanlar açısından uygun değildir.
Çiftlik gübresi toprak ve fındık bitkisi üzerine olumlu etki gösterebilmesi için 6 ay veya 1 yıl kadar bekletilmiş olması gereklidir. Bunun için; çiftlik gübresi 80 cm karanlıkta tabaka halinde sıkıştırılmadan bir yere konulur. Gübrenin ısısı 55-60 C ye yükseldiğinde ıslatılarak bir miktar fosforlu gübre, bir miktarda kireç ilave edilerek karıştırılır, sonra sıkıştırılır ve üzeri hava almayacak şekilde kapatılır. Bu şekilde olgunlaştırılmış olan çiftlik gübresi ile gübreleme yapılmalıdır.
Hayvanlar yedikleri yemlerdeki besin maddelerinin ancak %45'inden yararlanabilirler. Yemdeki bitki besin maddelerinin yarısından fazlası dışkı ile ahır gübresine geçer. Böylece ahır gübreleri içerdikleri besin maddelerinden dolayı bitkiler için zengin bir besin maddesi deposudur.
Çiftlik gübreleri hayvanların sıvı ve katı ifrazatları ile yataklık olarak kullanılan materyalden oluşur. Çiftlik gübresinin bileşimi hayvanın yaşı, cinsi, beslenme durumu ve yataklık olarak kullanılan materyalin cinsine bağlı olarak değişir. Bir ton ahır gübresinde ortalama; 5.5 kg Azot,2.5 kg Fosfor, 5.5-6 kg Potasyum ve diğer önemli besin maddeleri bulunmaktadır.
Fındık bahçelerine bu gübreler sonbahar veya ilkbahar başında ocağın dal iz düşümüne halka şeklindeki 50-60 cm genişlikteki banda 30-40 kg kadar eşit olarak dağıtılır ve hemen toprağa çapalanır. Gübre çapalanmadan ocak altlarında bırakıldığı takdirde değerinden büyük ölçüde kaydeder. Karadeniz bölgesinin fazla yağışlı olması nedeniyle çiftlik gübresinin ilkbaharda fındıklar uyanmadan uygulanması gereklidir. Sonbaharda uygulama yapıldığı takdirde fazla yağış alan bölgelerde gübrenin değeri önemli miktarda hatta yarı yarıya azalmaktadır. Ahır gübresi toprağın genel yapısına ve organik madde miktarına göre 3-4 yılda bir uygulanmadır.
Çiftlik gübresinin bulunamadığı durumlarda toprağa organik madde kazandırmanın diğer bir yöntemi de yeşil gübrelemedir. Fındık bahçeleri için yeşil gübre bitkileri fiğ, yabani bezelye ve yulaf gibi bitkiler olup bunlar sonbaharda meyilli arazilerde dal iz düşümlerindeki 50-100 cm'lik halka şeklindeki banda, düz arazilerde ise tüm bahçeye ekilir. İlkbaharda çiçeklenmeden önce biçilerek toprağa karıştırılır. Bu uygulamaya toprağın organik maddesi az olan yerlerde birkaç yıl üst üste devam edilmelidir. Ayrıca bahçelerdeki yaprak, mısır sapı ve benzerleri gibi maddelerden elde edilecek çürüntüler de toprak verimliliğini artırmada kullanılabilir. Bu artıkların çürümeleri yani yarayışlı hale geçmeleri çiftlik gübresinde olduğu gibi bazı işlemlerin yapılmasını gerektirir. Çürüme elde edildikten sonra fındık dal iz düşümlerine saçılarak toprağa 5-10 cm derinlikte karıştırılmalıdır.
Mani ve Sözler;
Halk diline geçmiş ve folklor dökümanına konu teşkil eden fındık darbı mesellerine de temas etmekte fayda vardır..
Fındık ağacının yazın gölgesi, kışında ateşi tatlıdır.
Yalnız fındığa bel bağlayan koltuk değneğinden kurtulamaz.
Fındık yetiştirmesen açlığa dayan, bey gibi yaşarsın.
Fındık ağacı demiş ki, şu dikenleri kesinde harmanı göreyim
Yalı boyu kayıklar
Kızlar fındık ayıklar
Sevenler sevdiğini
Gece gündüz sayıklar
Mani demeğe geldim
Fındık yemeye geldim
Meramım fındık değil
Kız seni görmeye geldim
Fındığa gaga derim
Darılma şaka derim
Sende beni bastırırsan
Ben de sana ağa derim
Fındık Yetiştiriciliği Kitabı;
İsteme Adresi: Mehmet ÖZDEMİR:
05377602764
haratarim@msn.com
EL ÖRGÜ ÇANTALARI
Lazın Eczanesi
Lazın eczanesine eli silahlı, yüzü kadın çoraplı iki soyguncu girmiş ve ellerindeki silahi Laza doğrultup:
- Çabuk kasadaki herşeyi ver !
- Özür dilerim, reçetesiz hiçbirşey vermiyoruz.
|
|
|
FINDIK ve YETİŞTİRİCİLİĞİ KİTABI
İSTEME ADRESİ:
1- Mehmet ÖZDEMİR
Tel: 0 537 7602764
E-mail:haratarim@msn.com
Türk çiftcisi mutlaka modern tarımı öğrenmesi gerekir. Tarımda geleneksel yöntemlerin uygulanmasında ısrarcı olunması durumunda Türk çiftcisi AB ürünlerini yemeğe başlayacaktır. Üreticiler değişen dünya şartlarına uyum sağlama konusunda aceleci olmalıdırlar.
ÇANTA ve TOKA
FINDIK ve YETİŞTİRİCİLİĞİ KİTABI:
Kitap 125 sayfa renkli ve 1. hamur kağıda basılmıştır. Aşağıda belirtilen konuları içermektedir.
İÇİNDEKİLER
Sayfa No:
1 ÖNSÖZ
2 İÇİNDEKİLER
3 GİRİŞ
4 FINDIĞIN TANIMI ve TARİHÇESİ
5 FINDIĞIN BESİN DEĞERİ
6 FINDIK YAĞI
7 ÜLKEMİZİN FINDIK ÜRETİM ALANLARI
8 ÜLKEMİZDE YETİŞTİRİCİLİĞİ YAPILAN FINDIK ÇEŞİTLERİ
Yuvarlak Fındıklar
Sivri Fındıklar
Badem Fındıklar
2 ÜLKEMİZİN FINDIK İÇ TÜKETİM ve KARŞILAŞILAN SORUNLAR
3 DÜNYADAKİ FINDIK ÜRETİMİ
İtalya'daki Fındık Yetiştiriciliğinin Durumu
A.B.D'de Fındık Yetiştiriciliğinin Durumu
İspanya'da Fındık Yetiştiriciliğinin Durumu
Fransa'da Fındık Yetiştiriciliğinin Durumu
2 FINDIK YETİŞTİRİCİLİĞİ
3 FINDIĞIN BİTKİSEL ÖZELLİKLERİ
Kök
Yaprak
Tomurcuk
Çiçekler
o Erkek Çiçekler
o Dişi Çiçekler
Yumurtalık
Zuruf
İç
2 FINDIĞIN EKOLOJİK İSTEKLERİ
İklim İstekleri
Toprak İstekleri
2 TOZLANMA ve TOZLAYICI SEÇİMİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR
3 BAHÇE TESİSİ
Toprak Hazırlığı
Fidan Seçimi ve Dikim
Dikim Sistemleri
o Ocak Dikim Sistemi
o Çit Dikim Sistemi
o Tek Dal Dikim Sistemi
Meyilli Arazilerde Dikim Şekilleri
2 BUDAMA TEKNİĞİ
Budamanın Önemi
Budamanın Sağladığı Yararlar
Budama Zamanı
Budamada Teknik Kaideler
Tekniğine Uygun Dikilmiş Fındık Bahçelerinde Budama
Tekniğine Uygun Dikilmemiş Fındık Bahçelerinde Budama
2 GÜBRELEME TEKNİĞİ
Yanlış Gübre Kullanımının Yarattığı Sorunlar
Toprak Numunesi Alımı
Yaprak Numunesi Alımı
Yeni Dikilen Fındık Bahçelerinde Gübreleme
Verim Çağındaki Fındık Bahçelerinde Gübreleme
o Azotlu Gübreler
o Fosforlu Gübreler
o Potaslı Gübreler
o Diğer Besin Maddeleri ve Uygulama Yöntemleri
Verim Çağındaki Fındık Bahçelerinde Kireçleme
Verim Çağındaki Fındık Bahçelerinde Ahır Gübresinin Uygulanması
Zuruf Kompostunun Kullanımı
2 FINDIKTA ALINMASI GEREKEN KÜLTÜREL TEDBİRLER
3 FINDIKTA DÖKÜM ve DÖKÜME SEBEP OLAN FAKTÖRLER
Biyolojik
Fizyolojik
Ekolojik
Entomolojik ve Fitapatolojik
2 FINDIKTA HASAT
Fındığın Hasat Olgunluk Kriterleri
Erken Hasadın Olumsuzluklar
Hasat Şekilleri
Hasatta Dikkat Edilecek Hususlar
2 HARMANLAMA
3 DEPOLAMA
4 FINDIK TARIM TAKVİMİ
5 EKOLAJİK FINDIK YETİŞTİRİCİLİĞİ
Organik Fındıkta Bitki Besleme
Organik Fındıkta Zirai Mücadele
2 ÜLKEMİZİN FINDIK İHRACATI
İhracatımızda Genel Olarak Yaşanan Sorunlar
Ülkemizin Fındık İhraç Ettiği Ülkeler
2 FINDIK HASTALIK ve ZARARLILAR
Fındık Kurdu
Fındık Kozalak Akarı
Dalkıran
Fındık Koşnili
Mayıs Böceği
Fındık Yeşil Kokarcası
Fındık Filiz Güvesi
Fındık Yaprak Bitleri
Fındık Yaprak Deleni
Virgül Kabuklu Biti
Fındık Depo Zararlıları
Fındıkta Bakteriyel Yanıklık
Dal Kanseri
2 KULLANILAN ZİRAİ MÜCADELE İLAÇLARINA KARŞI ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER
3 AFLATOKSİNLER
Küflerin Fındıkta yaptığı Bozulma Belirtileri
Fındığı Aflatoksinlerden Koruma Yolları
2 BESİNLERDE OLUŞABİLEN AFLATOKSİNLERİN ÖNEMİ ve İNSAN SAĞLIĞI ÜZERİNE ETKİLERİ
3 TARIM ÜRÜNLERİ SİGORTASI
4 FINDIKLA İLGİLİ MANİLER
5 KAYNAKLAR
GLOBAL ISINMA VE FINDIK
Ozon tabakasının delinmesi, buzulların erimeye başlaması, ormanların azalması ve bunlar gibi nedenlerden dolayı dünyada küresel anlamda ısınma yaşanmaktadır.
Türkiye'nin yağış ortalaması, uzun yıllar 631mm. İken, 1999 yılında %15 oranında, 2000 yılında ise %7 oranında azalmaya devam etmiştir(1). Uzmanların tahminlerine göre sadece İç Anadolu Bölgesi (10 Ekim 2001 tarihi itibarıyla) geçen yıla nazaran %30 daha az yağış almıştır(2). Ortalama yağışın azalması yanında, yağış rejimindeki sapmalar, tarımsal üretimi olumsuz yönde etkilemektedir. Özellikle hububat üretiminde kuraklık nedeniyle kayıpların %30-40 oranına ulaştığı gözlenmiştir.Kuraklıga neden olan şartların böyle devam etmesi durumunda, ileride daha büyük sıkıntıların doğabileceği tahmin edilmektedir.
Küresel ısınmadan dolay ıözellikle su kaynaklarının azalması, orman yangınları, kuraklık ve çölleşme ile bunlara bağlı ekolojik bozulmalar gibi öngörülen olumsuz yönlerinden ülkemizin etkileneceği, küresel ısınmanın potansiyel etkileri açısından risk gurubu ülkeler arasında yer aldığı belirtilmektedir. Türkiyenin kurak ve yarı kurak alanlarındaki, özellikle kentlerdeki su kaynakları sorunlarına yenileri eklenecek, tarımsal ve içme amaçlı su ihtiyacı dahada artabilecektir.
Bilim adamlarının tahminlerine göre küresel ısınma artarak devam edeceği glecek yıllarda daha fazla ısınma beklendiği ve 50 yıl sonra Türkiyenin çöl olacağı tahmin edilmektedir.. Özellikle G-7 ülkeleri küresel ısınma konusunda neler yapılabileceğinin plan ve projelerini hazırlamaktadırlar.
Türkiye nufusunun 2025'li yıllarda 150 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Bu nufusun beslenmesi kendi öz vatanındaki potansiyel kaynakların geliştirilmesine bağlı olacaktır. Sanayileşme, hızlı nufus artışı, kentlere göç, yeni yerleşim yerlerini gerekli kılmış, bu da verimli tarım topraklarınınelden çıkmasına neden olmuştur. Tarım topraklarının tarım dışı amaçla kullanılması ile kuraklığa zemin hazırlamakta ve ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Bunun önüne geçilmesi için de tarım topraklarının amacı dışında kullanılmasının önüne geçilmeli ve tarım toprakları ekilip biçilmelidir.
Gelecekteki kuraklık zararından kurtulabilmek için neler yapılabilir; Şunu hiç unutmamak gerekirki bulunduğumuz yüzyılda stratejik maddelerden en önemlisi su olmaya başlamıştır. Su yaşam için kaçınılmazdır. Bölgemiz su açısından zengindir. Öncelikle yapılması gereken Köy Hizmetlerinin köylerde yapmış olduğu içme ve sulama amaçlı tesislerin aktif hala getirilmesi, örneğin; 1983 yılında Arsin'in Yolüstü köyünde kurulan 5 köyün içme ve sulama suyu ihtiyacını karşılayabilecek kapasitede olan tesisin bir an önce aktif hale getirilmesi gerekir. Ayrıca dağlardan akan derelerin kanaletlerle bahçe ve tarlalara taşınması, gerekirse göletler yapılarak halkın sulamada kullanacağı suyu özellikle damla sulama yöntemiyle arazisinde kullanması temin edilmelidir. Global ısınmanın sonuçlarına ya katlanacağız veya gereken ne ise onu yapmalıyız.
Bilim çağını yaşadığımız bu dönemde, dünyanın dört bir köşesinde üretilen sayısız bilgileri görmemezlikten gelmek yok olmayı göze almak demektir. Bu nedenle;
Bitki-toprak-su ilişkilerini dikkate alarak fındık bitkisinin ve özellikle temmuz ayında günlük tükettiği su miktarı hesaplanmalı ve ona göre sulama yapılmalıdır. Sulama ile domates ve fasülyede verim artışı %40-60 arasında olmaktadır. Kivi narenciye ve Trabzon hurması gibi meyvelerin kurak geçen aylarda sulanması verim artışına neden olur. Hayatımızda en önemli maddelerden biri sudur. Maalesefki Türkiyede kullanılabilir suyun suyun %80'i boşa akmaktadır. 28.6 milyon hektarlık tarım arazisinin 3.8 milyon hektarlık kısmı sulanabiliyor(3). Bölgemizde en fazla ısraf edilen made sudur.
FINDIK ve YETİŞTİRİCİLİĞİ KİTABI
İsteme Adresi:
haratarim@msn.com
Mehmet Özdemir
Tel:0 537 7602764
|
|